Bir karnıyarık hikayesi

Şubat 06, 2017

Hafta sonu 3 arkadaş buluşup, sakin bir mekanın deniz manzaralı masasına yerleştik. Öğleden sonra başlayan muhabbetimiz, geç vakitlere kadar kadar sürdü. Malum, kızlar bir araya gelip uzun sohbetlere dalınca mutlaka eski ilişkilerden de bahsedilir. İstisna olmadığımız için biz de geçmişte kalan yaraları bir güzel eşeledik. Kimi zaman hüzünlendik, kimi zaman da şapşal anılarımızdan bahsedip karnımız ağrıyana kadar güldük, eğlendik. Mesela benim efsane  bir ''karnıyarık'' hikayem vardır. Bahsi geçince kızlar ''bunu mutlaka blogunda anlatmalısın'' diye ısrar etti. ''İlişkilerde sadelik''ten fazla bahsetmediğimi düşünüp, fena fikir değil aslında dediğimi hatırlıyorum. Sonra burada buldum kendimi. Kahveleriniz hazırsa başlıyorum. 


O dönem yaşadığım şeyin adını hala koyamıyorum. Ben aşık oldum. Orası kesin! Onunla olmak nasıl olurdu duygusundan kurtulmak için belki de, bir sonumuzun olmadığını bile bile denemek istedim. Bunu en rahat arkadaşlarıma ve size itiraf edebilirim sanırım: çok istedim!

Biz farklıydık. Mesela o gece hayatını, eğlenceyi seviyordu. Çevresinde çok kadın vardı. İlgi çekiyor ve istediği ilgiyi de almayı başarıyordu. Pek çok duyguyu hızlı yaşamış, çabuk tüketmiş biriydi. Haliyle çoğu zaman bana olan hislerinin gerçekliğini sorgularken buluyordum kendimi. Tüm bunlara rağmen, onu tanıyanların 'uzak dur, seni üzer' sözlerine kulaklarımı tıkayıp denemek istedim. 

Onunla yıllar önce, bir arkadaş ortamında tanıştık. Hatta bir keresinde Bodrum'da yine karşılaştık ama şartlar bizi hep erteledi. İş için İstanbul'a taşındım. O da orada yaşıyordu ama 1 sene boyunca hiç haberleşmedik. Sonra, arka arkaya gelen tesadüfi karşılaşmaların sonucu bir akşam birlikte yemek yemeye karar verdik.. Bir buluşma daha.. Ve derken görüşmeye başladık. İlk hafta rüya gibi geçti. Sonrası ise hep bir tedirginlik hali.. Onun vurdumduymaz tavırları ve eski kız arkadaşının tacizleri arasında bir türlü kendim gibi olamıyordum. Eski kız arkadaşı demişken, burada parantez açmakta fayda var. Kendisi eski Türkiye güzellerinden, biraz medyatik ve oldukça hırslı bir hatun. Uzun süre önce ayrılmalarına rağmen bu kızımız hala esas oğlana aşık. Sayesinde 3 kişilik ilişki yaşıyor gibiyiz. Telefonla devam eden tacizleri asla bitmiyor. Her görüşmemizde mutlaka lafı geçiyor filan. Adama engelle numarasını diyorum, onu da yapmıyor. Neymiş efendim engellerse önem veriyormuş gibi olurmuş. Tabi işin bu kısmı hikaye.. Zamanında çok canını yaktığı için, canı yansın istiyor. Ama bunu bana asla itiraf etmiyor. 

Neyse, bir süre sonra bunları aşıyorum. Hala taşlar tam olarak yerine oturmuş değil ama hayatımdaki varlığına, dengesiz tavırlarına alışıyorum. Mesela dışarıdan çok umursamaz görünse de aslında ne kadar duygusal ve hassas bir adam olduğunu anlıyorum. Ama ritim yok aramızda. Senkronize olamıyoruz. Bazen bunalıp geri adım atıyorum. Sessizleşiyor. İlgileniyorum. Uzaklaşıyor. Bazen çok yakınız, bazen de günlerce görüşmüyoruz. Tutamayacağı sözler veriyor. Olmayacağını bile bile umut işte.. Her defasında beklentilerim yerle bir oluyor. Yine de sabrediyorum. Hırs yapmışım sanki. Bu iş olacak! 

Güzel yanları yok mu? Var elbette. 

Mesela hemen her konu hakkında konuşabildiğim nadir insanlardan birisi... Onunlayken zaman çok hızlı ve keyifli.. Bazı günler 1 saatlik uyku ile işe gidiyorum ama bomba gibiyim. 

İşte tam o günlerde aşık olduğumu anlamaya başlıyorum. Eyvah eyvah!

Böyle gel-gitler arasında 2 ay geçiyor. Bir gün tatil için şehir dışındayım. ''Özledim, hadi dön artık'' diyor. Ben de bunu bekliyormuşum gibi ertesi gün İstanbul'a dönüyorum. Dışarıda yemekteyiz. Mavi gözleri o gece bana farklı bakıyor. Sanki bir şey olmuş ve artık ''biz'' olmaya karar vermiş gibi. İkimizinde bir şeylere inanmaya ihtiyacı var belki de...

Ertesi sabah kahvaltıda yine birlikteyiz. En sevdiği yemek karnıyarık ve pilav ikilisi olan bu adama ilk defa yemek pişirmeyi teklif ediyorum. Kaptırmışım kendimi olaya, ağzımdan kaçıyor. Yakalamıyorum. Karnıyarık! Önce sanki ona evlenme teklif etmişim gibi şaşkın şaşkın bakıyor yüzüme. Tamam diyor ama bir tuhaflık var. İşin çıkarsa haber ver diyorum ayrılırken. Bridgette Jones kafasındayım. Bir şeylerin değişeceğine öyle inanmışım ki ilk defa kendim gibi olup sevdiğim adam için karnıyarık ve pilav pişiriyorum. İlk defa verdiği sözü tutacak diye bekliyorum. Yaşasın!

Akşam 7'ye kadar telefonum çalmıyor. Mesaj da yok. Hatta acaba telefonum mu çekmiyor diye arkadaşlarıma kendimi arattırıyorum. Gayet çalışıyor. En sonunda belki başına bir iş gelmiştir diye dayanamayıp ben arıyorum. Eve yeni girdiğini, yemek yediğini, haber vermeyi unuttuğunu söylüyor. 'İnsan gelemeyeceğini bir mesajla dahi olsa haber verir o kadar hazırlık yapmıştım' diye söylenmeye başlıyorum. Bana sadece 'uzatma hayatım' diyebiliyor. Kendimi çok sıradan, değersiz, dahası koca bir aptal gibi hissediyorum. Evet, hem bu ilişkiyi hem de bu konuyu uzatmaya gerek yok diye kestirip atıyorum. 

O gece sabaha kadar saydırıyorum. ''Tatilimi yarıda kesip döndüm. Üzerine saatlerce uğraşıp, sırf o seviyor diye karnıyarık yaptım. Arayıp gelemeyeceğini haber vermedi bile!'' Ağlaya ağlaya sızmışım. Sabah uyandığımda incinen egom kararını veriyor. Artık bitirmem gerek. Tam o sırada mesaj sesiyle kendime geliyorum. Şişmiş gözlerle ekrana bakıyorum. ''Günaydın bebeğim, nasılsın?''. Hoppala! Cevap yazmıyorum. Kafamı toparlamam gerek. Tüm günüm evde yuvarlanarak geçiyor. Güya tatildeyim!

Akşam arıyor. Mesajına cevap vermeyince merak etmiş. ''Sana aşık oldum! Ve ilk defa senin için bir şeyler yapmak istedim ama buna bile izin vermedin!  Bana kendimi değersiz hissettiriyorsun ve istediğim bu değil, anla artık.. '' diyebilmeyi isterdim ama diyemedim. Sadece iyiyim gibilerinden bir şeyler geveleyip kapattım telefonu. O gece sabaha kadar mesaj atmış. Hala neden böyle durgun ve sessiz olduğumu soran mesajlar.. Adam anlamıyor. Ne kadar incindiğimi anlamıyor. Yani anlamaması imkansız! Bende de kocaman bir gurur. Anlatamıyorum. Susuyorum.

Ertesi gün Galatasaray Üniversite'sinde, Fransızca kursumun ilk günü. Yanımda çok yakın bir arkadaşım. Bende beş karış surat. Neyin var diye soruyor. Anlatırım dersten sonra diye geçiştiriyorum. O gün Fransızca'dan soğuyorum. Çıkışta doğruca Kanyon'a gidiyoruz. Alışveriş terapisine ihtiyacım var. Ama ben de sürekli bir söylenme hali. En sonunda omuzlarından tutup sarsıyor beni. ''Banu neyin var anlat artık!'' Hani Japon animelerin ağlama sahneleri vardır, yaşlar gözlerinden fışkırır. Aynen o şekilde ağlamaya başlıyorum. Beni hemen en yakın mekanımıza, Tahtasaray'a sürüklüyor. Gece yarısına kadar hiç durmadan ben konuşuyorum, o dinliyor. Korkularımı, gururumu, endişelerimi anlatıyorum. İstediğim bu değil diyorum... Kendim gibi olamıyorum. 

Hafta sonu derin bir sessizlik içinde geçiyor. Hiç iletişim kurmuyoruz. Pazartesi akşamı işten eve dönerken telefonum çalıyor. Ekranda onun ismi. Kalbim nasıl deli gibi çarpıyor. Yok diyorum, bu sefer anlatacağım her şeyi. Ama sesini duyunca bana bir şeyler oluyor. 15 dakika kadar konuşuyoruz ama o geceye ya da kırgınlığıma dair tek bir söz edemiyorum. O da sormuyor. Fransızca'da 20'ye kadar saymayı ve günlerin isimlerini öğrendim diyorum. Çünkü şapşalım. Hadi konuşsana diyor. Okumayı yeni söken çocuklar gibi Fransızca öğrendiğim her  kelimeyi sıralıyorum. Gülüyoruz filan. Birimiz lafı açsa gerisi gelecek belki ama olmuyor. Önce derin sessizlik. Sonra ''tamam o zaman, sonra görüşürüz'' diye kapanan telefonlar. Ekrana bakıp tekrar aramak geçiyor içimden ama yapamıyorum. Geçmişteki tüm davranışları, dengesizlikleri bir bütün halinde geliyor aklıma. Bende de çok hata var ama telafi edecek gücüm ya da motivasyonum yok. Yani mesele sadece karnıyarık değil diyorum. Bu işin bahanesi... 

Bir daha beni aramıyor. Ben de aramıyorum. 

Sonraki hafta ortak bir arkadaşımız bizi bir araya getirmek için akşam yemeği ayarlıyor. İptal edemeyeceğim bir programım olduğu için gidemiyorum. Belki de yüzünü görünce vazgeçemeyeceğimi çok iyi bildiğim için gitmedim. Kimbilir...

Ve böyle bitti.

Karnıyarık vesile oldu yani.

Bu hikayenin üzerinden 2 sene geçti.
Şimdi arkadaş sohbetlerinde ''sana karnıyarık yapmak istiyorum'' derken çıkan ses tonum, onun tepkisi ve yüz ifadesini taklit ederek anlattığım tatlı bir anıdan ibaret.. 

Konu ilişkilerde sadelik olunca okuduğum kitaplardan alıntı yapabileceğim, üzerine süslü kelimeler ekleyip yazabileceğim çok şey var. Ama sadeleşmeye çalışan Banu'ya sorsanız size sadece şunları söylemek isterdi;

Bir kere bu işin matematiği, taktiği filan yok. Her ilişkinin dinamiği farklı. Hal böyle olunca kalbiniz sizin tek pusulanız. O size her defasında doğru yolu gösteriyor. Bu yüzden bence hep içinizden geldiği gibi davranın. Canınız sevdiğiniz adama yemek mi yapmak istiyor? Yapın! Siz de özlediyseniz tek mesajıyla tatilinizi yarıda kesip dönün mesela! Ama bunları lütuf gibi yapmayın. Benim yaptığım gibi lafını geçirmeyin. Doğal olsun. Hepsi sevginin bir parçası. Hala senkronize olamıyorsanız da olmayanı oldurmaya uğraşmayın. Rüzgara karşı kanat çırpmak yerine rüzgarı arkanıza alıp uçmayı deneyin. Kolay olmuyor. Hele ki işin içinde derin duygular var ise daha zor olacağını söyleyebilirim. Ama yapabilirsiniz. Kendiniz gibi olamadığınız, değersiz hissettiğiniz hiç bir ilişkinin içinde var olmaya çalışmayın. Ama lütfen denediğiniz için de kendinize kızmayın. Aksine iyi ki denemişim diye düşünerek hafifletin hislerinizi. Ders alınmamış her tecrübe, sadece yaşanmışlık yükü olarak yapışır kalır üzerinize. Bu bakımdan duygusal anlamda yük olan her tür fazlalıktan kurtulun. Kaybetme, yalnızlık gibi korkularınızla yüzleşin. Yani önce siz kendinizi bulun, sonra o insan sizi zaten bulacaktır.

Sadelikle...

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

10 yorum

  1. kesinlikle. kesinlikle ilişki yaşamanın matemetiği yok ama özdeğer diye bir şey var. özsaygı, özsevgi diye kavramlar var. birinin bize kendimizi değerli hissettirmesini istiyorsak özdeğerimiz azdır veya yoktur. birinin bizi sevmesini istiyorsak kendimizi yeterince sevmiyoruz demektir, içimizde olan bir şeyi dışarıda bulmak imkansız. evrenin kurallarından birisi de bu, önce içine bakacaksın. yoksa içinde kendin o olacaksın, sonra dışarıda onu buluyorsun zaten.

    bunu okuyunca aklıma kendi hikayem geldi. 5 yıl sürdüğüne göre değersizlik duygum tavan, özsaygım yerle birmiş ve fark etmem için bu kadar uzun zaman geçmesi gerekmiş.

    biz ayrılalı 2 yıl oldu. 2 yıl sonra, hem de gectıgımız cuma, bir kahve içme bahanesi (!) ile buluştuk. benim hayatımda o kadar uzun süre sonra başka biri var, onda kimse yok, tekrar başlamak istiyor, tekrar eskisi gibi ağzı açık ayran delisi gibi gözlerinin içine bakayım istiyor, içki, kuruyemiş, meyve üçlüsünden ibaret buzdolabına ev yemeği girsin istiyor, cuma akşamları balık, cts akşamları mangal istiyor, istediğinde sımsıkı sarılan kollar istiyor, istediğinde görmemek, ertelemek istiyor. istiyor da istiyor. karşılık olaraksa o kadar ulvi bir insan ki, ilişkinin ismini koyacak sonunda. bu yeterli onun için. yetinmem gerek ona göre. eksik olan benmişim gibi, varlığıyla mutlu olmam lazım. komik ama gülemedim de.
    neyse şöyle neticelendi, reddettim, onu insan olarak sevdiğimi ama ilişki anlamında bir şey yaşamak niyetinde olmadığımı söyledim. elbette anlamadı. davranışımı show olarak nitelendirdi. en sonunda yanından ayrıldıktan sonra kibir ve öfkesine yenik düşüp, bir daha da arama sorma lütfen, seni her platformdan engelleyeceğim diye msj attı.
    bunu 40larının ortasındaki bir adam yapıyor. ne yapsam yapayım ona yetişemeyeceğim sandığım, etrafında onlarca kadın arasından sıyrılamacagım sandıgım, yıllarca yoruldugum, direndiğim adam en sonunda ''kendi kurallarına göre'' hazır. ama bu sefer ben değilim.

    özdeğer ilişki bitince içime gelip yerleşmedi. çok dip kuyular gördüm. kendimi çok degersiz, özelliksiz hissettiğim anlar oldu. çok uzun süre başka bir erkekle gözgöze gelmedim, kim ne yapsındı ki beni. çok üzücü. ama geçti. cok calıstım. neredeyse tüm dnamı kodladım. tvyi, gazeteyi bilmemneyi kestim, sosyal medyayı bıraktım, yaklaşık 1 sene öğrenci oldum, kendime çalıştım, hala çalışıyorum, bu bitmek bilmeyen bir eğitim hayatıymış. insan olmanın, dişi olmanın bambaşka gerekleri varmış ve her birimiz kadın oldugumuz için ayrıca güçlüymüşüz. bilmiyordum.

    tüm hikayelerin iyi sonlanması gerekmez.
    kendini seviyorsan başka hikayelerinin olması da gerekmez.
    sen, ben, hepimiz başlı başımıza birer hikayeyiz ve sonunu istediğimiz gibi yazarız.
    ruhumuz bunu hep biliyordu ama unuttuk büyürken.
    artık hatırlamalıyız.
    sevgimle,
    sıla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Sıla, hikayeni paylaşıp duygularıma ortak olduğun için çok teşekkür ederim. Dediğin gibi özdeğer, saygı gibi kavramlar çok önemli ve mutluluk bir başkasında aranmamalı.. sen kendinle mutlu değilsen bir başkasının da seni mutlu etmesi imkansız. Yazdıklarını bazı yerlerde gözlerim dolu dolu okudum. Hayat işte.. insan nereden nereye sürükleniyor.. ama ne mutlu yaşananlar sadece yaşanmışlık olarak kalmamış, bir tecrübe statüsüne erişmiş. Sonsuz sevgi ve muhabetle❤

      Sil
  2. Sevgili Banu;aslında herşey bir vesiledir ve tesadüf asla yoktur..O vesile'nin manasını ya sonra anlarız ya da bilinmezliği ile kalır..Karnıyarık belki sade hayat başlangıcına vesile olan olaydır süreklenip bugünlere gelen..Velhasıl kelam her ne yaşıyorsak yaşalım Sıla Hnm'ın da dediği gibi içimize döndüğümüzde doğru yolu buluyor olacağız.Sıla Hnm,sen,ben ve daha binlercemiz yaşarken dip kuyular gördük,göreceğiz ama özdeğer ve saygı ile içimizdeki dışarı sızdığında ;başarmış olacağız ve tüm dünya güzelleşecek...Yaşadıklarımıza tecrübe deyip şükredeceğiz.Sana ,Sıla Hnm'a gönlünüze göre bir hayat diliyorum.Sevgiyle...Yazdıkların ve sen,yazılarındaki yorumlar bana çok iyi geliyor...Biryerlerde,farklı mekanlarda aynı duyguları yaşayan,aynı yollardan geçen,geçmeye çalışanlar olduğunu bilmek garip bir motive unsuru ve etkisi inanılmaz,hep yaz...bizimle ol lütfen;

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok haklısınız. artık tesadüflere inanmıyorum.. güzel dilekleriniz için de ayrıca çok teşekkür ederim, duygularıma ortak oldunuz. lütfen siz de yorumlarınızı esirgemeyin. sonsuz sevgi ve muhabbetle..

      Sil
  3. Canını acıtmakdan korkmayım kendine ve karşındakine dürüst olmak uzun vadede kazandırıyor o an öyle gözükmese de....
    iyi ki anlatmışsın...çok değerli bir deneyim bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, dürüst olmak ve iletişim kurabilmek önemli. tabi karşındakinin de o iletişime açık olması gerekiyor.. yoksa gerisi rüzgara karşı kanat çırpmanın yorgunluğu.. sonsuz sevgi ve muhabbetle.

      Sil
  4. İyi ki karniyarik var , iyi ki pilav var, iyi ki dusuncesizlikler var.Adı , görünüşü, şekli farklı da olsa bunlar, Allah'ın "vazgeç kulum , sana daha güzel kaderler yazdım "deme şekli bence.Vesile.41 yaşında şunu soyleyebilirim;aile , çocuk, iş hayatı. . . yani yaşam , insanin ancak sırtını dayayabilecegi, kendi gelişimini tamamlamış bir yol arkadaşıyla birlikte üstesinden gelinebilecek bir şey. Aysu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel söylediniz Aysu Hanım, aynen öyle.. kendi gelişimini tamamlamış bir yol arkadaşı diliyorum tüm hemcinslerim için. sonsuz sevgi ve muhabbetle..

      Sil
  5. okurken gözlerim doldu geçmişe gidiverdim sonra da azcık ağladım.
    insanın aşık olduğunda yaptığı şeyler anlatırken mantıksız gelse de yaparken ne kadar mantıklı geliyor
    ilk aşık olduğum adam bana göre dünyanın en yakışıklı adamıydı ilk görüşte kalakalmıştım. insan nasıl bu kadar güzel gözlere sahip olabilir ve bakabilirdi. arkadaşlarıma göre "kızım göz göre göre bu adama nasıl kapılırsın suratından belli ne mal olduğu" denilcek türdendi
    yapmam dediğim ne varsa yaptım sonuç olarak aldığım cevap "ben seni üzerim sen çok temiz kalpli bir kızsın" derdi. keşke küfretseydi.
    19 yaşımdaydım ve o evliydi. evli olduğunu geç öğrendim.zaten sonra da ayrıldı ve evli kadınlarla takıldı. ben de onun yakasına takıldım , hep hayatındaydım ama hiç hayatına dahil olamadım.
    sonra birgün öldüğü haberini aldım.denizde boğulmuş.evine gittim ne gariptir ki ailesi de beni tanıyordu görür görmez adımla hitap edip odasına götürdüler
    yanıma eşyasını almak istedim alamadım.anısı olmasın istedim ama aklımdakileri nasıl silebileceğimi bilemedim
    hani hep derler ya "Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim… " ben onun hayatında hep bu cümledeymişim sonradan ailesinden öğrendim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hale'cim çok duygulandırdın beni, gözlerim doldu yazdıklarını okuyunca.. Hayat işte.. insan neler yaşıyor, nasıl duygusal imtihanlardan geçiyor.. seni sevgiyle kucaklıyorum.

      Sil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik