Bir değişim hikayesi

Şubat 23, 2017


Canım Banu abla,

Uzunca bir süredir bilinçsiz bir şekilde yaşadığım, günlük koşturmaya sadece uyum sağlayıp 'gerçekten' yaşamak için çokta çaba sarf etmediğim bir süreçten geçiyordum. Güne başlama saatimi ve günlük planımı o gün işe mi yoksa okula mı gidecek olmam belirliyordu. Resmen kendi hayatımı kendimden bağımsız yaşayan birisi haline dönüşmüştüm. Bu gidişata artık 'dur' demek istiyor ama nereden, nasıl başlamam gerektiğini bilmiyordum. Bir gün gereksiz yaptığım alışverişlere kızıyor, ihtiyacım olmayan şeyleri neden aldım diye sorgularken buluyordum kendimi. Bir başka gün giymediğim kıyafetleri ihtiyacı olanlara vermeye karar veriyordum. Ama iş bunları ayırmaya gelince konu acaba şöyle olursa bunu giyer miyim'e kadar geliyor ve sürekli erteliyordum. Kalabalık ortamlarda çok bunalıyor, daha sakin ortamlara kaçmak, yaşadığım anı yaşıyormuş gibi yapmak değil, gerçekten yaşamak istiyordum. Bana güzel gelen, hatırlamak istediğim anların sadece fotoğrafını çekip ileride o güzel anı o fotoğrafa bakarak hatırlamayı değil de hissederek, içselleştirerek yaşayarak sonrasında o gün aklıma geldiğinde o hissi tekrar yaşamayı arzu ediyordum. Kısaca beni rahatsız eden, gözüme batan şeyler öylesine artmıştı ki..

Artık hayatımın kontrolünü elime almak istediğimin farkındaydım ama nereden başlamalıydım? 

Bir gece bu düşünceler içinde uyumaya hazırlanırken 'yarın ne yapabilirim' diye sordum kendime ve ilk iş olarak ertesi sabah erken uyanma kararı verdim. Uyandığımda rutin haline gelen sosyal medya hesaplarımı kontrol ederken sana rastladım. Uzun süredir takip ediyordum aslında. Paylaşımların dikkatimi çekiyordu ama hep daha boş, daha sakin bir zamanımda okurum niyetiyle erteliyordum. Bugün erken uyanmanın da etkisi ile yazdıklarını okumaya başladım. Ve birini bitirip diğerine geçerken buldum kendimi. Yaşantımla ilgili düzeltmeyi, vazgeçmeyi istediğim bir çok şey yazılarında saklıydı. Ve kendime her zaman hatırlattığım 'değerini bil, yaşamına sahip çık' dediğim şeyleri de gördüm.

Sabah okuduğum yazıların arasında hygge yazısı vardı; yaşadığın anı gerçekten yaşamak, içinde bulunmak olarak anlamlandırdım. 

En son okuduğum yazı ise beni bu satırları yazmaya itti; ''Evlat babanın sırrıdır''. 

Babamı kanser hastalığından kaybettiğimden olsa gerek bir hayli etkilendim. Tüm okuduklarım kendimde bir şeyleri fark etmeme neden oldu, ışıklar yandı beynimde. Bir suredir gittiğim yerlerde, yaptığım aktivitelerde sürekli fotoğraf çekiyordum ve bunu yaparken de anı yaşayamıyordum tabi ki. Normalde de fotoğraf çekmeyi seviyorum ama artık dozunu biraz abartmıştım. Bunun asıl nedeninin sosyal medyanın etkisi olmadığını, başka bir eksiklikten kaynaklandığını fark ettim bu sabah. Bunu neden abarttığımı anlamamı sağladı okuduklarım. Bir aydınlanma yaşadım.

Babamın hastalığını hiç kabullenemedim. Mutlak sonu ise düşünmek bile istemedim. Hep o iyi olacak, daha güzel günler yaşayacağız diye düşündüm. Hastalığını, belirtilerini sağlık sektörünün içinde olmama rağmen (o zamanlar öğrenciydim, şu an çalışanım) hiç kabullenemedim. Yapılan tetkikler, çekilen röntgenler sonucundaki değerlendirmeleri dahi yok saydım. Ve tüm bunları yaşarken de, 'bir gün her şey sona erecek, ileride hatırlayacağım bir anımız olsun' diye fotoğraf çekmek aklımdan dahi geçmedi. Çünkü babam iyi olacaktı, beraber daha güzel günler yaşayacaktık...

Bu süreçte kocaman bir aile olarak çok şükür ki hep yan yana olduk. Her zaman birbirimize destek verdik. Bu gibi hastalıklarda doktorlar size geriye kalan ortalama bir süre veriyor. Bu süreyi doktorların ya da ilaçların değil sağlanan destek ve verilen moralin belirlediğini gördüm. Yoğun ve gerçek sevginin mucizesi ile biz o ortalama süreyi epey uzattık. Ama ne kadar kabul etmesem de o son bir gün geldi. Babamı kaybettim. İhtimalini dahi aklıma getirmek istemediğim o zor günleri yaşarken buldum kendimi. 

Böyle acı bir gerçekle karşılaşınca insan koşup koşup en sonunda sert bir duvara toslamış gibi hissediyor. Sonrasında bir sorgulama sürecine giriyorsun. Kendini, hayatını, kısaca her şeyi sorguluyorsun. Yaşamak istediğin, kendini bulacağın hayatı, zorunluluktan değil de severek gittiğin işi, gerçekten hak ettiğin ve sana huzur verecek ilişkiyi, gitmek istediğin yerleri, ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmek istediğin hayallerini düşünüyorsun. Böyle bir acı yaşayınca her şeyin boş olduğunu, yaşam telaşı içinde sürüklenirken asıl değerini bilmen gereken şeyleri ihmal ettiğini fark ediyorsun. Başkalarının doğrularını, hayallerini, hayatlarını kendininmiş gibi nasıl sahiplenip bırakmamak için direndiğini anlıyorsun.

Gereksiz birçok şeyi olmazsa olmaz diyerek omuzlarımıza yüklemelerine izin veriyoruz. O yüklerle devam etmek için çabalarken bunaldığın, hatta yere kapaklandığın o anda çevrende seni gerçekten sevenlerden başka kimsenin olmadığını görüyorsun. Asıl önemli olan sevdiğin, emek verdiğin, inandığın hayatı sevdiklerinle yaşamak...

Babamdan sonra hayatın bir gün sona ereceği gerçeği yüzüme çok sert çarpmıştı. Yapmak istediğim şeyleri düşünüp, yaşamak istediğim hayat için çabalamaya başladım. Gerçekten yapmak istediğim iş ne diye uzun uzun düşündüm ve en sonunda beni neyin mutlu edeceğini buldum. Okulum bitti, tekrar sınava girdim ve istediğim bölümü kazandım. Okulum devam ederken de okulu bırakmayı göze alıp sınava girmiştim ama o zaman olmamıştı. Bu da bana her şeyin bir zamanı olduğunu ve "nasipten öteye yol yoktur" sözünün ne kadar doğru olduğunu öğretti. 

Şu an hem çalışıyorum, hem de okuyorum. Zor değil mi? Hem de çok zor. Ama mutluyum. Kendi hayalimi gerçekleştirmek için katlanıyorum zorluklara. Çünkü bu benim hayatım ve gerçekten yaşamak istediğim hayat için çabalıyorum artık. Hayallere ulaşmak için çabalamanın verdiği iç huzuru mutlaka herkes yaşanmalı. 

Bu sabah okuduğum tüm bu yazılar, denk geldiğim yaşanmışlıklar; hayatımı daha anlamlı, daha sade ve gerçekten hissederek yaşamam için karşıma çıkan yollarmış. Bunun için sana ve hikayesini paylaşan herkese sonsuz teşekkürler.

"Aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır" sözü ile veda ediyorum... aradığım çıkış yolu beni bulduğu için şükrederek. 

Sevgi ile..

Burcu 

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

6 yorum

  1. sevgili burcu'cugum,

    doğumun ve ölümün birbirinden farkı yok. birinde algıladığımız hayatla birleşen ve ''gerçek'' diye nitelendirdiğimiz haliyle gözümüzün önünde yaşayan bir beden, diğerinde bilmediğimiz bir varoluşta madde halinde olmayan ama enerjisel anlamda varlıgını sürdüren bir ''ruh'' var. anıları kim silebilir? maddesel anlamda algılamaya devam ettiğin sürece seninle o. işin iyi yanı bu.

    kabul etmesi zor biliyorum. babamı kaybettikten çok kısa bir süre sonraydı. ofisin balkonuna çıkmıştım ve manzara beni şoke etmişti. hala otobüsler vızır vızır binanın önünden geçiyordu, şehir hala çok kalabalıktı, insanlar normal hayatlarına devam ediyordu. o korkunç acı sebebiyle hayatın duracagını sanmışım. :) o kalabalığa yeniden karışmam ve yaşamaya başlamam için çok uzun süre geçmesi de gerekmedi aslına bakarsan. ha nefesim kesiliyor bazen özlemden, ellerini düşünüyorum delirecek gibi oluyorum. sonra bakıyorum. hayat çok güzel. ondan sonraki hayatımdaki bana bakıyorum, kendimi sevgiden sarmalayasım geliyor. aferin sana diyorum. 25 yaşında görünüşte kimsesiz kaldın ve aslında kendinle de 25 yaşında tanıştın. ölümün yeni bir doğum anlamına geldiğini kim inkar edebilir öyleyse?

    yani demem o ki deneyimler bizi iyileştiriyor. başımıza gelen hiçbir şey biz acı çekelim diye değil. acı, daha tatlı şeyler olduğu için var. canın acımasa keyifli olmanın anlamını bilmeyiz. çirkinlik güzellikler için var. hepsi sadece bakış açısı.

    başkaları belki çok konuşur, karışır, belki zorlanırsın, belki vazgeçecek noktaya gelirsin, tekrar yükseğe çıkarsın hepsi tamam da, elinde dünyanın en haiki becerisi: hayal kurmak. bunu da kimse senden alamaz. hayal kurma becerisine sahip olduğun sürece de kimse sana bir şey yapamaz.

    güç sende.

    selamlar,
    sıla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel yazmışsınız Sıla Hanım. Daha da okuyasım geldi sizi, yazıyor musunuz acaba, blogunuz var mı?
      Yasemin

      Sil
    2. Öncelikle bu güzel yorum çok teşekkür ederim. Yazılanları okudukça kendimi gördüm satır aralarında.

      Babamı kaybettikten sonra ben de hayatın o anda duracağını ve asla ilerlemeyeceğim sanmıştım. İnsan ağladığında gözyaşından dolayı etrafını net göremez ve her şey bulanık gelir ya,bundan sonra hayatımı hep o bulanıklıkta yaşayacağımı kabullenmiştim. Zamanla her şey netleşmeye başladı ve baktım ki dışardaki hayat aynen devam ediyormuş kararan dünya değil benim dünyam'mış.

      Sonrası Sevgili Nil'in de söylediği gibi oldu : "Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. " Ve biz benzer süreçlerden geçip "düştüm" dediğimiz yerde biraz soluklanıp daha güçlü şekilde ayağa kalkmışız. Acımız yüreğimizin orta yerinde hep kalmış,özlemimiz gün geçtikçe daha da artmış. Ama biz gerçekten ne istediğimizi bilerek devam etmişiz hayatımıza.

      Bazı zamanlar gerçekten zorlanıp vazgeçme noktasına geliyorum. Böyle zamanlarda çıkış yolu olarak açıp bu yazıyı ve yorumları okuyacağım. Ve bundan sonra kesinlikle daha çok hayal kuracağım. Kuracağım ki biri gerçekleştiğinde diğer hayallerimi gerçekleştirmek için heyacanla yürümeyi beklediğim yeni yollarım olsun önümde.
      Güç hepimizde :)
      Selam ve sevgiyle,
      Burcu

      Sil
  2. Burcu.... kendinle gurur duymalısın..hayatında direksiyondasın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel yorum sonrasında doğru yolda olduğumu bir kez daha hissettim. Hepimiz hayatımızda direksiyona geçip,manzaranın keyfini çıkarmayı da ihmal etmeden daha güzel günler görelim inşalllah.
      Sevgiyle,
      Burcu

      Sil
  3. @yasemin, blog yazmıyorum, öyle tatlı şeyler okuyorum ki bu blogta, kalemler birleştikçe güçleniyor, o yüzden bu kadar kalpten paylaşabiliyorum ben de, banu'nun sayesinde.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik