Modern kölelik ve tüketim alışkanlıklarımız... Neden haftada 40 saat çalışmak zorundayız?

Ocak 07, 2017

haftada 40 saat çalışmak

Ekonomik kölelik ya da maaş köleliği, kişinin yaşamını sürdürebilmesi için kendisine ödenen ücrete doğrudan bağımlılığını ifade eder. Geçmişten günümüze tarih boyunca insanlar geçinmek için çalışmak zorunda olmalarına rağmen, şimdilerde ekonomik özgürlüğümüz olduğuna inandırıldığımız bir kültürde yaşıyoruz, ama gerçekte özgürlüğe değil köleliğe bağlıyız.

Fazla mesai yapmamıza ve buna rağmen hala geçim mücadelesi veriyor olmamıza karşın, saatlik ücreti normal olan haftada 40 saatlik bir çalışma sistemini otomatik olarak kabul ediyoruz. Ayrıca, rahatça yaşayacak imkana ve gelire sahip olanlar bile haftalık daha az çalışma süresi talep etme lüksüne sahip değil- ya haftada 40 saat çalışırsın ya da hiç çalışmazsın! Sistem bunun üzerine kurulu! İşe giderken ne giyeceğin, ne zaman gelip gideceğin, yemek yemeye ve hatta tuvaleti kullanmaya izin verilen zamanlar bile işveren tarafından belirlenmiş durumda. Peki bunun olmasına nasıl izin verdik?

Haftada 40 saat çalışma düzeni İngiltere'de Sanayi Devrimi sırasında başladı. Bir noktada işçiler günde 10 ila 16 saat çalışmaya başlayınca bunu protesto etmeye başladılar ve çalışma saatleri haftalık 40 saat olacak şekilde düzenlendi. Amerikalılar için çalışma koşulları da o dönemde kötüye gitmeye başlamıştı. 1836'ya kadar işçi hareketini destekleyenler 40 saatlik bir çalışma haftası çağrısında bulundu. Her iki durumda da vatandaşlar hep daha fazla çalıştı, sekiz saat çalışılan bir günlük çalışma sistemi kolayca kabul edildi. Bu sistem bugüne kadar gerekliyse de günümüzde gereksizdir, ancak kapitalist toplum etkileri nedeniyle hala bunu kabul etmeye devam ediyoruz.

Mevcut ekonomik sistemimizin ve 40 saatlik çalışma haftasının devam etmesine neden olan ve katkıda bulunan tüketim, enflasyon ve borç gibi üç ana faktör var.

Bunlardan bir tanesi olan tüketimin nasıl işlediğine göz atmak gerekirse:

TÜKETİM

Tüketim, Merriam-Webster sözlüğünde şöyle tanımlanır: İnsanlara mal ve hizmetler için çok para harcamanın iyi bir şey olduğunun empoze edildiği bir inanç. Bir zamanlar bu inanç gerçekleşmiş olabilir, ancak mevcut kapitalist sistem ve yaşam masraflarıyla tüketim, özellikle enflasyon ve artan borcu dikkate alarak toplumumuz üzerinde olumsuz etkilere neden olmaya başladığını görmek mümkün. Ne kadar çok satın alırsak, şirketleri ve bankaları besleyerek kendimizi o kadar çok ekonomik köleliğe doğru itiyoruz.

1800' lerden ve Sanayi Devrimi' nden bu yana, "tüketiciler" pek çok satın alma eylemi için giderek daha fazla para harcamaya başladı. Bu durum tüketimde hoşgörüyü besleyen şirketler tarafından ticaret yoluyla (diğer değerler yerine-Merriam-Webster), para ya da mal kazanmak arzusundan aşırı derecede etkilenen insanların tutumlarını ya da davranışlarını besledi. Nihai olarak bazı alışkanlıklara ve inançlara yol açan tüketici reklamlarıyla, nesiller boyunca toplumun bilinçaltına psikolojik kodlamalar yerleştirildi. Örnek vermek gerekirse:

"Şimdi al, sonra öde!" - General Motors Acceptance Corporation (GMAC), 1919'da kurulduğunda, otomobil satın alan kişilere kredi vermeyi teşvik etmeye başlamasıyla birlikte bu zihniyet oluşturuldu. Amerikalılar nihayetinde yeni kredi planlarını, sadece arabalar için değil, hemen hemen her şey için kullanmaya başladı.

"1929-1945 Ekonomik Buhran ve Savaş" -  İkinci Dünya Savaşı sırasındaki buhran döneminde, reklam verenler savaş yerine barış varken ürünlerin satışa sunulacağına dair söz vermişti. Sonuç olarak, müşteriler (tüketiciler) savaş bittikten hemen sonra harcamaya hevesli bir ruh haline büründü.

"Barış" - Savaş sona erdiğinde, tüketici iyimserliği ve ekonomik büyüme zafere eşlik etti.

"Daha Büyük, Daha İyi" - 1970'lerde şirketler, kredi kartı talep etmemiş olanlara dahi kredi kartı göndermeye başladı. Amerikalılar zaten "daha büyük daha iyi" fikrini geliştirirken, kredi kartı patlaması bu fikri sömürmeye başladı. İnsanların bir çoğu devasa bir borca sahip olmasına rağmen, daha önce yapamadıkları abartılı eşya elde etme imkanına sahip olmaya başlamıştı.

Pek çok şirket, halkın parasını dikkatsiz biçimde harcama eğiliminde olması için büyük bir uğraş verdi. Ve rahat ya da zorunlu olmayan harcamalarla bu alışkanlıkları teşvik etti. Örneğin, The Corporation adlı bir belgeselde, bir pazarlama psikoloğu, çocukların oyuncak satın almak için anne babalarına ısrar ve manipüle etmelerini teşvik ettiği, satışları artırmak için kullandığı bir yöntemi tartıştı. Araştırmalar, bu türden alımların % 20 ila % 40'ının çocukların anne-babalarını rahatsız etmesinden sonra meydana geldiğini gösterdi.

"Tüketicileri ürününüzü arzu etmek ve bu nedenle ürünü satın almak için manipüle edebilirsiniz. Bu bir oyundur." 
Lucy Hughes, Nag Faktörü "nin eş yaratıcısı.

40 saatlik çalışma haftası, şirketlerin aşırı hoşgörülü harcamalarla dolu bu kültürü sürdürebilmesi için en iyi araçtır. Mevcut çalışma koşullarımıza göre insanlar sadece akşamları ve tatil günlerinde bir hayat kurmak zorunda kalıyor. Nadiren boş zamanımız olduğundan eğlence ve kolaylıklara, kendimizi şımartmaya ve daha çok para harcamaya meyilli hale geldik. Kendimize vakit ayırmak istediğimizde bu zaman dilimi genelde çok kısa sürüyor ve sonuçta bedava olan - egzersiz, okuma, hobiler vb. faaliyetleri ihmal ediyoruz - çünkü tüm bunlar bize göre çok fazla vakit alıyor.

Ekstra para, bazıları için kişisel zamanı feda etmek anlamına gelir. Bazıları içinse sadece kişisel özgürlüklerinden mahrum bırakılmakla kalmayıp aynı zamanda  geçim sıkıntısının üstesinden gelmek için verilen mücadele anlamındadır. "Mükemmel" tüketici, tam zamanlı çalışan, makul bir miktarda para kazanan, serbest zamanlarında şımartılan ve her nasılsa bunu her ay düzenli biçimde yapan kişidir. Bununla birlikte, adil ücret almayanlar bile, bazen yanlış sebeplerden ötürü gereksiz eşyalara küçük miktarlarda para harcamak durumunda kalabiliyor- bir bardak Starbucks, bir tane McDonald's cheeseburger gibi..

Hangi açıdan bakarsanız bakın, mutsuz, sorumsuz, fazla çalışan bir toplum haline geldik. Eşyaları bir kaç dakikalık mutlulukla satın alıyoruz ve sonra sıkılıp yenilerine yöneliyoruz. Düzene ayak uydurmamız gerektiğini hissediyoruz. Ya da yetişkinlik durumumuzun nasıl olacağına ilişkin çocukluk vizyonumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Güvensizliğimizi gizliyor, bu sayede sorunları önlüyor ve psikolojik ihtiyaçları maddi öğelerle değiştiriyoruz. Toplumun serbest zamanını az tutarak, yani gün içinde 8 ya da daha fazla saat çalışmaya teşvik ederek, rahatlık, memnuniyet ve satın alınabilecek diğer kolaylıklar için daha fazla para ödemeye yatkın hale getirdiler.

Bir ekonomiyi sağlıksız tutmak, büyük şirketler için son derece karlı bir hale geldi ve şu ana kadar tüm bu çabaları gayet güzel sonuçlar verdi.
Toplumumuz ekonomik kölelik ile beslenen bir endüstri haline dönüşmüş durumda ve maalesef tüketim bu bozulmuş sistemin ana unsuru.

''Why don't you try this'' sitesindeki yazıdan çevrilerek derlenmiştir. 

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

0 yorum

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik