Materyalizm nedir? Materyalist dünya anlayışından kurtulmak mümkün mü?

Ocak 29, 2017

Materyalizm (Maddecilik) yalnızca ''maddenin gerçek olduğunu, madde ve maddenin değişimleri dışında hiçbir şeyin var olmadığını ve varlığın madde cinsinden ol­duğunu savunan'' bir varlık anlayışı ve görüştür. Üzerine sayfalarca yazı yazılabilir, tartışılabilir. Bazı yanlarıyla oldukça derin incelemeler gerektiren bu görüşün, manevi değerleri dışlaması ve sadece dünyevi değerlere önem vermesi yönüyle ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Toplumumuz şu anda sabah 8 - akşam 6 arasında geçen yaşam tarzı tarafından köleleştiriliyor. Para dediğimiz kağıt parçaları her hareketimiz kontrol ediyor. Doğduğumuz andan itibaren, ebeveynlerimiz, okul sistemi ve medya tarafından başarının sadece materyal kazancı ile tanımlandığı düşünmemiz sağlanıyor. Mutluluk, memnuniyet, deneyimler ve ilişkiler ise ikinci planda değerlendiriliyor. Kültür değerlerimiz maddi başarıyı en ön planda tuttuğu için şu an paraya köle olmuş bir dünyada yaşıyoruz. Bu arada ufak bir parantez açmakta fayda var. Tutumlu olmak ve tasarruf yöntemleriyle ilgili yazılarımı okumuş olabilirsiniz. O yazıların tek amacı bu kölelikten, gereksiz tüketimden ve borçlardan kurtularak özgür olabilmemizi sağlamak. 

materyalist dünya anlayışı

Materyal kölelik kendi kendini koruma iç güdümüzün belli taktiklerle yönlendirilmesinden ibaret. Var olmak ve yaşamımızı belli standartlarda sürdürebilmek için çoğumuz tüm hayatımızı, yıllar boyu süre gelen alımlar ve faturalar sonucu ortaya çıkan borcu ödemek için harcıyoruz. Eğer bunu okuyorsanız, büyük ihtimalle siz de 8-6 bir işte çalışıyorsunuz ve bu durumdan pek memnun değilsiniz. Belki de psikolojik olarak rakamlar ve maddi kaygılar arasında var olan bir dünyada sıkışmış durumdasınız ve zihinsel kölelikten kurtulmak istiyorsunuz. Durumunuz ne olursa olsun, gerçek şu ki, bunu okuyan insanların büyük çoğunluğu (ben de dahil olmak üzere) borçlanmak, uzun çalışma saatleri ve reklamlar tarafından ihtiyaç duyulmayan şeyleri satın almak için programlanıyor.

İyi haber şu ki, tüketim toplumunda yaşamak, bir tüketici olarak yaşamak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor.

Materyalizm'den kurtulmanın ve hayatınızı geri almanın bazı yolları elbette var.

1) Hayatı bir yarış gibi görmeyin.

Pazartesiden cumaya 8-6 çalışmamız gerektiğini söyleyen kuralı kim yazdı? Tam zamanlı bir işte çalışmak zorunda olduğumuzu kim yazdı? Yaşamımızın 40 yılı boyunca hiç durmadan tam zamanlı bir işte çalışarak geçirmemiz gerektiğini ve 60 ya da 70 yaşında emekli olabileceğimizi kim yazdı? Toplumun sizin yapmanız gerektiğini düşündüğü şeyleri yapmak zorunda değilsiniz ve ailelerinizin, çevrenizin ne düşüneceği hakkında kaygılanmayı bırakın artık. Bu yarıştan bıktıysanız artık devam etmeyin! Kimse kafanıza bir silah dayayıp haftada 40-50 saat, sevmediğiniz bir işte çalışmanız gerektiğini zorlamıyor.

Ancak faturaların ödenmesi lazım değil mi? Bu da bizi bir sonraki noktaya getiriyor.

2) Başkalarını etkilemek için yaşamayın!

Haftada 40-50 saat çalışmamızın tek sebebi, ihtiyaç duymadığımız şeyleri, çevremizdeki insanları etkilemek zorunluluğuyla, uzun saatler sonucu kazandığımız parayla satın alma eyleminden ibaret. Çünkü başarı ve değerin maddi açıdan tanımlandığını öğrendik. Elimizden geldiğince çok mülk edinmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Harcamalarınızın yarısını keserseniz ve sadece kendiniz için yaşarsanız, şimdi çalıştığınız saatlerin yalnızca yarısı kadar çalışmanız mümkün. Mesela yeni arabayı gerçekten finanse etmeniz gerekiyor mu? Gerçekten 200 metrekarelik bir evde, tüm yeni aletlerle, eşyalarla yaşamanız gerekiyor mu? Yeni televizyona gerçekten ihtiyacın var mı? Veya o tasarımcı elbiselerine? En yeni iPhone'a? Çoğu zaman kendimizi köleleştiriyoruz, çünkü egolarımız başkalarının gözünde başarılı olarak görülmek istiyor. Değer duygumuzu, başkalarının bizi nasıl ölçtüğüne göre tanımlıyoruz. Oyun alanındaki çocuklar "Benim babam senin babanı döver" diyebiliyor, yetişkinler ise "Benim evim, onun evinden daha hoş" diye içinden geçiriyor. Gördüğünüz gibi, bazı insanlar bu oyun zihniyetinden bir türlü kurtulamıyor. Ve bundan dolayı, birçok insan ücret karşılığı kazandığı maaşı kadar yaşıyor. Kendimizi beğendirme dürtüsüyle takdir peşinde koşmak, bizi paranın köleleştirdiği ve mutluluğumuzu çaldığı bir hayata sürüklüyor.

Bu bizi bir sonraki noktaya getiriyor.

3) Maddi kaygıları ve materyalist düşünceyi aşın

Kendinizi başkaları, sahip olduğunuz materyaller veya yaşadığınız yaşam biçimiyle ilişkili olarak tanımlamayın. Kendinizle, gerçekte ne istediğinizle ve manevi değerler ile olan ilişkinizle tanımlayın. Mesela şu anda sahip olduklarınla TAMAMEN huzurlu ve mutlu hissediyor musun? Değilsen, buna nasıl başarı denilebilir ki? Maddeyi bu tatminsiz haliyle deneyimledikten sonra, maddi dünyanın size bir ilüzyon gibi görünmesi gerekmez mi? Doğayla birliktelik sırasında ve manevi değerlerin ön planda olduğu bir hayat içinde, o sınırsız lütuf ve huzur alanına girdikten sonra, maddi kazanımların tek amaç olduğu bir idealin peşinden gitmeye artık ihtiyaç kalmıyor.

Başarıyı anlatan bu kültür, sadece maddi başarı ile ölçülür; ama aynı zamanda en mutsuz, en kilolu, en stresli ve en borçlu insanlardan oluşan da yine aynı kültürdür. İntihar şu anda dünyamızın önde gelen ölüm nedenlerinden biri. Depresyonun büyük bir yüzdesi boşluk, yalnızlık, can sıkıntısı, tüketim güdüsü, ödenemeyen borçlar, tatminsizlik gibi durumlardan kaynaklanıyor olabilir mi?

Kapitalizm, materyalizm veya tüketim toplumu için köle olmak zorunda değilsiniz. Sadece kendiniz için yaşayın ve harcamalarınızla ilgili ne zaman, nerede durmanız gerektiğini öğrenin. Ancak bu sayede, orada olduğunu henüz bilmediğiniz yepyeni bir dünyaya kendinizi açmanız mümkün. 

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

7 yorum

  1. Merhabalar.Yazı çok manidar ve özfarkındalık içeren bir yazı.Harika sorunlara değinmişsin gerçekten Banu Abla :) Bence en zor şey insanın gerçekten kendisi gibi olması kendisi gibi davranması ve kendini keşfetmesiymiş. Bu gerçekten cesaret isteyen bir savaş.İnsanın kendisiyle savaşması, toplumla savaşması çok zor Allah hepimize o güç, kararlılık ve cesareti versin.Ancak bunları aşarsak gerçek hayat neymiş kendimizce tanımlar ve hissederiz... 💚😊🌸💪🏼

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yorumun için çok teşekkür ederim sevgili Sena, bence öyle bir dünya mümkün.. sadece biraz kararlı ve iradeli olmak gerekiyor zira kendimiz olmayı ve kendimiz için yaşamayı unutturdular.. O duyguyu geri kazanmak biraz zaman alıcı ve zorlu bir süreç, haklısın.. Ama mümkün. Sevgiler.

      Sil
  2. Harika bir yazi,içi dopdolu..motive kaynagimsiniz.lutfen siz yazin cok ixi5 geliyor..sevgiler güzel insan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, duygularımız karşılıklı. Sonsuz sevgi ve muhabbetle🙏🏼❤

      Sil
  3. Yazılarınızı çok beğeniyorum. Seçtiğiniz yol hepimizin isteyip de cesaret edemediği...Aslında çocuklarım olmasaydı olabilirmiş gibi geliyor. Ama çocuklar olunca, farklı oluyor. Kim kendi aldığı bir eğitimden daha azını çocukları için ister ki.. Köy/belde okullarındaki eğitim de malum. Bilemiyorum zor bir karar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Dediğiniz gibi çocuklar olunca durum biraz daha farklı oluyor, biraz daha düşünülmesi gereken bir karar.. Ama bazı yönleriyle şehir de de biraz olsun sade yaşamak mümkün (tüketim, eşyalar vb açılardan). Sonsuz sevgiler..

      Sil
  4. Bizi kendimizle yüzleşmeye dürtüklediğin için teşekkürler :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik