İçinde yaşadığımız büyük yalan : Gerçekten Özgür müyüz?

Ocak 22, 2017


Şu an herhangi bir yerde olabilir, herhangi bir şey yapabilirdin.
Bunun yerine bir ekranın önünde yalnız başına oturuyorsun.
Peki bizi istediğimiz şeyi yapmaktan, olmak istediğimiz yerde olmaktan alıkoyan ne?

Her gün aynı odada uyanıyor, aynı yolu kullanıyor, dün yaşadığımız günün aynısını yaşıyoruz.
Ancak bir zamanlar her gün yeni bir maceraydı.
Zamanla bir şeyler değişti..

Önceleri günlerimiz sonsuzdu, şimdiyse planlı.
Yetişkin olmak bu mu? Özgür olmak?
Peki ya sizce gerçekten özgür müyüz?
Gıda, su, toprak.. Hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz en temel öğeler şirketlere ait.
Bizim için ağaçlarda meyve yok, nehirlerde içme suyu ya da yuva kurabileceğimiz bir arazi yok.
Eğer doğanın size sunduklarını bedava almak isterseniz hapse atılırsınız.
Bu yüzden kurallara itaat ediyoruz.

Dünyayı okullarda kitaplar aracılığı ile keşfediyoruz. Yıllarca arkamıza oturup bize söylenenleri ezberliyoruz. Laboratuvar denekleri gibi sınava tabi tutuluyor, derecelendiriliyoruz.
Bu dünyada farklı bir şey yapmak için değil, farklı olmamak için yetiştiriliyoruz.
İşlerimizi yapacak ancak niye yaptığımızı sorgulamayacak kadar akıllı biçimde çalışıp duruyoruz…
Uğruna çalıştığımız hayatı yaşamaya vaktimiz kalmıyor…
İşte tam burada ölüme terkediliyoruz.. 
Sonra çocuklarımız oyunda bizlerin yerini alıyor. Çünkü bize göre yollarımız eşsiz.
Ancak bizler ‘yakıt’tan başka bir şey değiliz. Şirket logolarının arkasında saklanan elitlerin beslendiği güç kaynağıyız!
Ve bu onların dünyası.
Ve onların en değerli kaynağı BİZ'iz!
Onların şehirlerini inşa ediyor, onların çarklarını çeviriyor ve onların savaşlarında savaşıyoruz.

Tüm bunlara rağmen onları motive eden şey para değil, GÜÇ.
Para bizi kontrol etmek için kullanılan basit bir araç. Yemek yiyebilmek, seyahat edebilmek ve eğlenebilmek için bel bağladığımız değersiz bir kağıt parçası.
Bize para verdiler ve karşılığında biz de onlara hayatlarımızı verdik.
Bir zamanlar havayı temizleyen ağaçların olduğu yerde artık havayı kirleten fabrikalar var.
İçme suyunun olduğu yerlerde zehirli atıklar..
Hayvanların özgürce dolaştığı yerlerde bizim tatminimiz için sürekli üretilip katledilen hayvanların olduğu seri üretim çiftlikleri.

Ve herkese yetecek gıdaya sahip olmamıza rağmen dünyada şu anda 1 milyarın üzerinde insan açlık çekiyor.

Yetiştirdiğimiz tahılın %70’i akşam yemeğinde yediğimiz hayvanı şişmanlatmak için kullanılıyor.
O tahıl neden açlığa çare olsun ki? Açlığa çare olarak kar elde edilemez!

Biz dünyaya yayılan bir veba gibiyiz. Yaşamamıza izin verilen yerleri yok eden bir veba.
Her şeyi satılabilir bir obje gibi görüyor, her şeye sahip olabileceğimizi sanıyoruz.
Ama son nehir tamamen kirlendiğinde ne olacak?
Son nefes alınabilir hava zehirle dolduğunda?
Bize gıdayı getiren kamyonlar için benzin tükendiğinde?
Paranın yenilebilen bir şey olmadığını ne zaman anlayacağız?
Hiçbir değerinin olmadığını?

Biz dünyamızı yok etmiyoruz. Onun üzerindeki tüm yaşamı yok ediyoruz.
Her yıl binlerce türün soyu tükeniyor.
Ve sıradaki biz olmadan önce pek zamanımız kalmadı.

Vücudumuz tükettiğimiz gıdalardan oluşuyor ve bu gıdalar tamamen kar amaçlı tasarlanmış.
Kendimizi zehirli kimyasallarla dolduruyoruz.
Ama biz bunu görmüyoruz.
Medyanın sahibi şirketler bunu görmemizi istemiyor.
Bizim etrafımızı ‘’GERÇEKLİK’’ denilen bir fantezi ile kuşatıyorlar.

Teknolojimizi gösterip en akıllı olduğumuzu söylüyoruz.
Ama bilgisayarlar, fabrikalar ya da arabalar gerçekten ne kadar zeki olduğumuzu söylüyor mu?
Yoksa sadece ne kadar tembelleştiğimizi mi gösteriyor?
''Medeni insan'' maskesini çekip attığımızda biz neyiz?


Her şeyi bilen varlıklar gibi davranıyoruz ama göremediğimiz çok şey var.
Tüm küçük şeyleri umursamadan sokaklarda yürüyoruz.
Dikkatle bakan gözler, paylaşılan hikayeler.. Çoğu umrumuzda değil.
Belkide daha büyük bir resmin parçası olmaktan korkuyoruz? 
Ama bağlantıyı kurmada başarısız oluyoruz.

İnekleri, tavukları ya da uzak ülkelerdeki yabancıları savaş uğruna öldürmek bizim için normal.
Çünkü o yabancılar bizim komşumuz değil, ya da o hayvanlar anlayıp sevdiğimiz kedimiz, köpeğimiz gibi değil.

Bir gün hayat dediğimiz bu hissiyat bizi terkedecek.
Bedenlerimiz çürüyecek, sadece değerlerimiz anılacak.
Çöküşün eşiğinde bir dünyada yaşıyoruz.
Yarının savaşlarında kazanan olmayacak.

Eğer hepimiz en derindeki arzumuza bakarsak hayallerimizin çok farklı olmadığını görürüz.
Ortak bir hedefimiz var: MUTLULUK
Ama dikkatlice bakarsanız en mutlu insanların çoğu hep en AZ’a sahip olanlar.
Iphone’larımız, büyük evlerimiz ve lüks arabalarımızla gerçekten mutlu muyuz?

Duyarsızlaştık. Tanımadığımız insanları idolleştirdik.
Sadece ekranlarda sıra dışı şeylere şahit oluyoruz, onun dışında hayatlarımız hep sıradan şeylerle dolu.
Kendimizi değiştirmeyi hiç düşünmeden, birinin değişimi bize getirmesini bekliyoruz.
Mesela siyaset..
Politika seçimleri yazı-tura gibidir. Aynı bozukluğun iki farklı yüzü…
İstediğimiz yüzü seçiyoruz. Ve seçimimizle birlikte bir değişim illüzyonu yaratılıyor.
Ama dünya aynı kalıyor!
Politikacıların bize değil, onların iktidarına fon ayıranlara hizmet ettiğini görmekte başarısızlığa uğruyoruz.

Artık değişim beklemeyi bırak.
Sen görmek istediğin değişim ol!
İnsanoğlu geçmiş yıllardan günümüze en güçlü ya da en hızlı olduğu için değil, birlikte çalıştığı yani iş birliği yapığı için hayatta kalmayı başardı.
Bu dünyayı korumak ile ilgili değil. Biz olsak da olmasak da dünya bir şekilde var olmaya devam edecek.
Dünya milyarlarca yıldır var ve bizler 80 yıl yaşarsak şanslıyız.
Zamanda sadece bir AN’ız ama etkimiz sonsuz.
Ama günümüzde, yüzlerimizin önünde sadece cep telefonu ekranları var ve ne yöne yürüdüğümüzü bile görmüyoruz.
Hayat bir film değil. Senaryo henüz yazılmadı.
Bizler yazarız. Bu hepimizin hikayesi.
Bizim hikayemiz..

Yazar: Spencer Cathcart



( Yaklaşık 8 dakikalık Türkçe alt yazılı bu video'nun alt yazılarından alıntı yaptım ancak zaman ayırıp video'yu kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim)

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

6 yorum

  1. Mükemmeldi!! Bu yazı her şeyin özeti!!! Çok teşekkürler. Böyle bilinçli insanlar keşke hep olsa etrafa yayılsak. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim.. etrafımda sizin gibi farkındalığı yüksek insanlar oldukça benim umudum olmaya devam edecek.. sonsuz sevgiler.

      Sil
  2. Yazdıklarınız ve yayınladığınız yazılarla hayatımda nelerin önemli olduğunu fark ettirdiğiniz ve sadece ben mi böyle düşünüyorum nasıl yaparım dediğim konularda yazılarınızla umut ve destek olduğunuz için teşekkürler. Yalnız değiliz :) Ü.Seda

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, onur duydum sözlerinizle.. sonsuz sevgi ve muhabbetle..

      Sil
  3. Bu video'yu ilk izledigimde yine kendimi sorgulamistim:), ama bir okadar insanin da anlik etkilenip, ilerleyen saatlerde unutacaklarini dusunmustum, cevreme baktigimda gordugum manzarada bu ve cevremde bunu anlamayan okadar insan varki, saniyorlar ki planet-B veya hayat-B var, tuketimi kolesi oldugumuz, yok ettigimiz, edildigimizi gormek istemiyorlar...:(

    YanıtlaSil
  4. Bu videoyu izlemiştim sorgulamaya başladığım ilk zamanlarda... Sonra kendimi zamanın genel akışına ne zaman kaptırıyor olduğumu farketsem açıp tekrar tekrar izledim.
    Zira uyanmak lazım... Ayık olmak... Ayık kalmak...
    İyi ki varsın.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik