Minimalist Yaşam Koçu'ndan... Fazlalıkları Azalt, Değer Katana Yer Aç!

Aralık 06, 2016

     
Bu yazıyı Minimalist Yaşam Koçu Yasemin Talaz Bayraktaroğlu Sade Hayatım blogu okuyucuları için kaleme aldı. Keyifli okumalar..
________________________________________________

     Minimalizm deyince, aklımıza gelen, sahip olduğumuz eşyaların elenip azaltılması, bazılarının tamamen elden çıkarılması veya minimalist tarzda bir dekorasyon olabilir. Ancak minimalist yaşam tarzı ile anlatmak istediğim sadece bu değil. Az ile yetinin, hiç değil. Tam tersine Minimalist Yaşam, fiziki alanın sadeleştirilmesinin yanı sıra, zihnimizin de sadeleştirilmesidir. Hayatımıza değer katan inanç ve düşüncelere yer açma süreci, minimalist yaşam tarzını benimsemek için en öncelikli bir adımdır. Düşünce ve inançlarımızda “sadeleşmezsek”, dış dünyada ve fiziki alanlarımızda yapmaya çalıştığımız sadeleşme uzun vadeli olamaz. Hayatımızdaki fazlalık işler, insanlar ve hatta eşyaları azaltmak ve hatta onlardan kurtulmak istiyorsak, öncelikle kendimizle ilgili düşünce ve inançlarımızı hafifletmemiz, yani olumlu yönde dönüştürmemiz gereklidir.

       Eğer olumsuz ve bize artık değer katmayan inançlarımızdan kurtulmadan ani bir sadeleşme sürecine girersek bu hiç de gerçekçi ve uzun vadeli olmaz. Örnek vermek gerekirse, zayıflamak isteyen, sürekli rejime başlayıp bozan birilerini mutlaka tanımışsınızdır. Belki de bu durumu bizzat kendiniz yaşamışsınızdır. Açıkçası geçmişte ben yaşadım. Böyle bir kişi, yüzeyde fazlalıklarından kurtulmak istiyor olsa da, fazla kilolarını verememesinin ana sebebi olan kendisi ile ilgili  olumsuz inancının farkına varmadığı müddetçe kilo vermesi çok zordur. Kilo verse bile er ya da geç eski kilosuna geri dönme olasılığı çok yüksektir. Enteresandır ki, olumsuz düşünceler ile yaptığımız seçim ve davranışlar kendimizi güvende hissetmemizi sağlar. Çünkü, o düşüncenin yarattığı davranış alışkanlık haline gelmiştir. Kısacası, kişi kendini kilolarıyla "güvende" hissettiği sürece, değişime açık olmakta zorlanacaktır. Bu yazımda sizlerle ikili ilişkilerimizdeki olumsuz zihinsel fazlalıklarımızla ilişkilerimiz ve iş yaşantımızdaki fazlalıkların nasıl bağlantılı olabileceği ile ilgili bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

         İlişkiler, İş Hayatı ve Zihinsel Minimalizm:

         Zihinsel minimalizm, kendimizi güvende hissettiğimiz "rahat alanlarımız"dan cesaret edip çıkmamız ile başlayan bir süreçtir. Yaşantımız boyunca yaptığımız hemen hemen tüm seçimler ve davranış şekillerimiz, bir ve yedi yaş aralığında yani çocukluk dönemimizde şekillenir. Doğduğumuzda kendimizi eksik hissetmemiz mümkün değildir. Daha sonrasında da bir müddet kendimizle ilgili herhangi bir eksiklik veya yetersizlik hissetmeyiz. Ta ki öncelikle ailemizle ve sonra çevremizle etkileşim ve ilişkilerimiz başlayana kadar. Zaman içinde kurallar, ayıplar, yasaklarla beraber toplumsal beklentiler hayatımıza girer. Çocukluk ve gençlik dönemlerimizde kendimize has özelliklerimizi, fikirlerimizi, davranışlarımızı ve yeteneklerimizi gizlemeye başlamış olabiliriz. Özümüze ait unsurların birer "tehlike" olabileceğine dair olumsuz düşünce ve inançlarımızın ilk temelleri de bu dönemde atılmaya başlanır.

        Her birimizin en temel ihtiyacı, onaylanmak ve sevilmektir. İlk insanlar olan atalarımız yani ilkel insanlardan farklı olarak, aile ve toplum tarafından onaylanıp kabul edilmek, modern insanlar için "hayatta kalabilmenin" temelini oluşturur. Örneğin, ailesinde ebeveynlerinden biri katı, kuralcı ve eleştirel olan birisi onaylanmak için hatasız olmak, mükemmel olmak için çok çabalamak zorunda kalmış olabilir. Asla istediği mükemmeliyete ulaşamayacak olan bu kişi, hayatına sürekli kendini eleştiren ve yargılayan kişileri çekebilir. Çünkü, kendine ait olumsuz temel inancı "ben eksik ve yetersiz biriyim" şeklindedir. Bu zihinsel bir fazlalıktır. Kendine ait düşüncesi bu yönde olan bir kişinin kendisini sürekli eleştiren ve kusurlarına odaklanan insanları hayatına dahil etmesi bir tesadüf değildir. Veya bir şekilde  temel sevgi ve ilgi ihtiyacı karşılanmamış bir çocuk, yetişkin bir birey olduğunda sevilmek ve onaylanmak için fazlaca fedakar bir insana dönüşebilir. Sevilmemek ve ilgi görmemek birey için bir "tehlike"dir. Bu tehlikeyi engellemek için fedakar davranacağı, ancak fedakarlığını suistimal edebilecek insanları hayatına çekebilir. Bu kişileri tanırsınız. Sürekli verici olduklarından ama kimseye yaranamadıklarından şikayet ederler. Veya şikayet etmeden kaderleri buymuş gibi fedakarlıklarını sürdürmeye devam ederler. Eskiden bu kişilerden biri de bendim. "Sevilmek ve terk edilmemek için insanları mutlu etmem lazım" zihinsel fazlalık inancımdan dolayı daha gençken zayıf karakterli kişileri hayatıma dahil ederek sürekli onları mutlu etmeye yönelik davranışlarda bulunur ve hayal kırıklıkları yaşardım. Bu yetişkinlik dönemimde de bir müddet devam ettikten sonra, kritik bir dönemlerde her acı çekmemim ardından yükselen farkındalıklarım ile dönüşüme girdi. Zihinsel bir fazlalık olan kendime ait olumsuz inancımdan kurtulduğumda, fazlalık insanlar da hayatımda birer birer çıkıp gittiler.

        Küçük yaşta sevgi ihtiyacı tam olarak karşılanmamış bir diğer kişi, tam tersine bencil ve çıkarcı bir insana dönüşebilir. Bu tür kişiler de hayatları boyunca sürekli "en önemli", "en iyi" olmak için savaşırlar. Başkalarının duygu ve düşüncelerini çok önemsemezler. Aslen amaçları eksiklik ve yetersizlik duygularını tatmin etmekten başka birşey değildir. Çevrenizde bu şekilde tanıdıklarınız muhakkak olmuştur veya vardır. Bu ve benzeri birçok negatif inançlar ile hayatımıza bize değer katmayan ve enerjimizi tüketen insanları çekmiş olabiliriz. Asıl vurgulamak istediğim, kendimize ait negatif düşünce ve inançlarımızın her biri "zihinsel fazlalık"tır. Bu zihinsel fazlalıklarımızdan kurtulmadığımız sürece, hayatımızı fazlalık insan ve olaylar ile devasa bir ardiyeye dönüştürmemiz kaçınılmazdır.

         Dış dünyamız, iç dünyamızı yansıtan birer ayna gibidir. Sevilmek ve onaylanmak için çabalaması gerektiğine inanan bir kişi sadece etrafına kendisine fayda sağlamayan insanları doldurmakla kalmaz, kendi arzusunun, yeteneklerinin dışında bir iş hayatına girmiş de olabilir. Onaylanmak ve takdir edilmek isteğiyle çok başarılı bir işkadını veya işadamı olmuş olsa bile, içinde tarif edemediği bir huzursuzluk veya mutsuzlukla günlerini geçirirken, yüzünde mutluluk maskesiyle yaşıyor olabilir. Yaptığı işi hayatının merkezine koyarak takdir ve onay duygularını tatmin ederek ama ne kendisine ne de ailesine yeterli zaman ayıramadan, keyif almaya veya sevdikleriyle keyifli vakit geçirmeye zaman bulamadan yaşamaya devam eder. Hayatı “fazlalık” işler ve uğraşlar arasında geçer.

         Etrafımızda bize değer katmayan insanlar ve aşırı iş yükü altında ezilerek "başarılı" bir kariyere sahip olmak, birçoğumuzun hayatımıza kattığımız temel fazlalıklardan bazılarıdır. Yazımın başında da kilo vermeye çalışan ama bir türlü başarılı olamayan bir kişi örneğiyle belirtttiğim gibi, fazlalıklardan kurtulmak için öncelikle temel "zihinsel fazlalıklar"ımızın farkına varmamız ve bu farkındalık sonrasında hayatımızı olumlu yönde değiştirmek için harekete geçmemiz gerekir. Bu sürece girmenin ilk ve en temel adımı tüm bu zihinsel fazlalıkların birer düşünceden ibaret olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını kavramamızdır. Bunu kabul etmek sancılı bir süreçtir. Çünkü, kişinin kendi özüne dönmesi, çok uzun süredir kendini gizlediği güvenli alandan çıkması, sevilmek ve onaylanmak için üzerindeki kalkanı atması, kendini salt "var olduğu" için sevmesi ve onaylaması ile gerçekleşebilir. Bu süreçte etrafından insanlar azalacağı, kendisi ile baş başa kalacağı bir sürece girecektir. Bu süreci de 4 sene evvel bizzat yaşamış biriyim. 2000 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı'ndan mezun olup öğretmenlik formasyonumla öğretmenliğe başladım. Tam 12 sene çeşitli özel kurum ve üniversitelerde görev aldıktan sonra kalbimin sesini dinleyerek ve aslında deli gibi de korkarak kurumsal kariyerime son verdim. Bu çok radikal bir karardı. Ailemde ve etrafımdaki birçok kişi beni yolumdan dönmeye zorlasa da artık çok geçti. Kalbimde atan şey, motivasyonel koçluk ve bu yönde yapacağım çalışmalardı. Kendi hayatımda yaşadığım çok fazla zorluk ve zihinsel fazlalıklarımdan kurtulmak için verdiğim savaş, insanların hayatına dokunmak için yazmak ve konuşmak arzumu doğurdu. Halen bire bir İngilizce dersleri veriyor olsam da, artık ben bir Minimalist Yaşam Koçu olarak web sitemde, blogumda, Facebook ve Instagram sayfalarımda bu yönde yazılar yazmakta ve istek doğrultusunda bire bir koçluk yapmaktayım. Minimalist Yaşam Koçu olarak araştırma ve yazılarımla ayrıca isteğe bağlı bire bir koçluk çalışmalarımla insanların öz benliklerinin farkına varmalarına ve daha da geç olmadan hayatlarını istedikleri yönde dönüştürmelerine vesile olmaktır.



      Minimalizm, bize yaramayan olumsuz düşünceleri, duyguları, davranışları, inançları, klişeleri ve alışkanlıkları bir kenara bırakarak, yaşamın güzelliklerine daha fazla zaman ayırabilme becerisidir. Hayatımızda maddi ve manevi her alanda daha fazla zamana, mutluluğa, tutkuya, başarıya bolluk ve berekete yer açmaktır. Bu yönde seçimler ve davranışlar yapmaya zemin hazırlamak ve pratik uygulamalarla bunları hayatımıza geçirmek, öz kimliğimizi hatırlamak, gerçek değerimizin farkına varmak ve hayattan gerçek anlamda tat alabilmek var oluşumuzun yegane amacıdır.

Yasemin Talaz Bayraktaroğlu

www.yaseminbayraktaroglu.com
www.zihinselminimalizm.blogspot.com

Fotoğraf: Hossain Zare

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

2 yorum

  1. çok teşekkür ederim :) çokta zorlamamak lazım balığın yerde yürüyüp, uçmasını beklemek oluyor oysa balık çok güzel bilebilir herkesin kendini bulması dileği
    ile ...

    YanıtlaSil
  2. Sadeleşme konusu aylardır içimde ruhumda... ben de yazdım bloguma yaptıklarımı.
    Sizi de takip ediyorum zaten Yasemin Hanım... ne güzel yazmışsınız..
    özzden dışa...dıştan öze... sarmal gibi..
    sevgilerimle,
    loveandsmile :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik