Hiç oturulmayan, eşyaların odayı satın aldığı salonlar..

Aralık 27, 2016

Nefis bir kalemle kesişti yolum. Rica ettim. Bizim içinde yaz lütfen dedim. Hiç tereddüt etmeden kabul etti. Bundan sonra ara sıra bize misafir yazar olarak konuk olacak. 

Keyifli okumalar..
Elimde 38 yıllık bir fincandan kahve içmeye hazırlanıyorum.
Saygıdan ne yapacağımı şaşırdım.
Fincan bildiğin ablam sayılır.
Benden önce dünyaya gelmiş ve hala hayatta.

O kadar insan kırılıp paramparça olurken, nasıl olurda tek parça kalmayı başarır, akıl alır şey degil.

Ona baktıkça çocukluğumun salonu geldi aklıma.
Hani şu her daim kilitli olan,
Yaz kış soğuk havayı içinde barındıran
Naftalin kokulu,
Bol dantelli,
Heybetli ama hiçbir zaman rahat olmayan koltukların,
İçinde envai çeşit bardak, çanak, tabak bulunduran vitrinin,
Desenli kalın perdelerin,
Ve bol 
geometrik,
prizma,
üçgen,
dikdörtgen,
geoid 
şekilleri ile harmanlanmış halının bulunduğu gizemli oda.

Çocukken; 
Bayram olsa da salona gidebilsek diye can atardık.
Şimdinin Antalya'si gibi bir şey bu.

Yılın 365 günü 2 oda 1 salonda yaşıyorsun fakat salonu hiç göremiyorsun
Çünkü o yok, sen var sanıyorsun.
Bir tür felsefik sorun diyebiliriz.
Ama bayram gelince kapılar açılır, içine girebilmenin garip sevinci ile etrafı izlemeye başlarsın.
Sanki ev seninde oda başkasının gibi.
Eşyalar odayı satın almış, 
Onlar yaşıyor ve annen buna hiçbirşey demiyor.

O yaşlarda bunu anlamak zor iken,
bir de evin içinde bir odanın "VIP" şeklinde kullanılması beyinde geçici hasar yaratıyordu.

Hala bir nesil bunun eksikligi içinde büyüdüğü için kendi salonununda rahat rahat oturamazdı.
Ya misafir gelirse kaygısı ayyuka çıktığı vakitlerde, kendi salonunda kendini misafir gibi hissedip, 
Aman koltuğun örtüsü bozulmasın 
Aman yastıkların havalı duruşu aseletinden birşey kaybetmesin endişesi seni ait olduğun yere yabancı hissettirirdi adeta.

Tıpkı eski salonların koltukları gibi
Hiçbir zaman rahat olmayan
Lakin eve gelen misafirlerin sanki kuş tüyü yastıklarda oturuyormuş izlenimini veren bu koltuklar atsan atılmaz satsan satılmazdı.
Çünkü ağacı sağlamdı,
Ömürlüktü.
Hem emekle, alın teri ile alınmış
Şair burada "Öyle bi zamanda gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın demiş" 
Ya da beyin öyle kodlanmış
Ama niye kimse uyarmamış bu koltuklar rahat değil diye.

Hele o vitrin
İçinde kullanmayacaksam neden bardak koyuyorum ki,
Amaç kimin daha çok bardağı var onu mu göstermek .
Yemin ediyorum bardakları kıskanmışlığım vardır.
Annem siler parlatır, vitrine özenle koyardı,
ben elimi vitrinin camına sürsem, terlik havadan uçarak gelirdi, 
üstelik bu sadece ikaz atışı olurdu.
Gel de kıskanma.

Zaten salonun halka açıldığı günler, anne kişisi kaş ve gözler yardımıyla odada neye dokunup neye dokunmamak gerektiğini güzelce anlatıyordu.

Salondan mahrum büyümüş efsanevi nesildik biz.

Neyse ki şimdi salonu eve kattılar da rahatladık.
Eskiden 60 metre kare olan ev yeniden 90 metre kare.
Eşyalar daha az
Gerektiği kadar yer kaplıyor.
Yani 6 tane su bardağı yetiyor
10 takım almaya gerek yok.
Misafir için ayrılan tabaklar yok.
Çünkü hepsinde biz yemek yiyoruz.
Misafir terliği,
Misafir havlusu,
Misafir pijaması da yok.
Çok isteyen getirebilir tabii.

Kendin için yaşayabilmek daha keyifli
Salon da bizim banyo da.
Zaten ev dediğin şey tam olarak da bu.
Kendi yaşam alanın
Kendi hayatını kolaylaştıran, gerekliliği olan kullanım araçları
Hayatın merkezi değil, daha çok yanından geçerken eline tutuşturulan,
Dünya dönüşünü tamamlayınca bırakman gereken ödünç eşyalar..

Ama onlarla yaşamayı seçerseniz
Yaşam boyu sırtınızda ağzına kadar dolu salonlar taşımaya mahkum olursunuz.


Yaşayan evler içinde
Nefes alan odalarınız olsun
Konsantre değil organik yaşayın.
Tüm doğallıgı
Tüm sadeliğiyle
Sevgi ve saygıyla..

Özlem
Instagram: Tarcinlinegro

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

2 yorum

  1. Çooook doğru yazmış. Ama kafamdaki yaramaz çocuk sormadan edemedi, o eskiden ailece gelen misafirler de mi yok -ya da azaldi-.işte bu içimi sizlatti biraz.aysu

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik