Hayatı daha yavaş yaşamak...

Aralık 24, 2016


Sürekli yavaşlamanın önemine vurgu yapıyorum. Hızlı bir hayatın içinde oradan oraya savrulurken kendinizi sonu gelmeyen bir yarışın içinde gibi hissettiğiniz olmuyor mu? Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, son model cep telefonu, en son çıkan kozmetik ürünler. Bunlara kim daha önce sahip olacak acaba? Borç içinde geçen hayatlarımızda ya geçmişte ya da gelecekte yaşıyoruz. An'ı yaşadığımız durumların sayısı o kadar azaldı ki.. Bahsettiğim yavaşlama salyangoz hızında ilerlemek değil elbette. Tembellik hiç değil! Demek istediğim şu aslında. Kendimizi eşya, alışveriş gibi geçici heveslere adadığımızda GERÇEK'le olan bağlantımız kopmaya başlıyor. Durup düşünmeye, dengeyi yakalamaya fırsat kalmıyor. Haliyle zamanla tatmin hissimiz azalıyor. Yani hızlı yaşadıkça zor tatmin olan, sürekli mutsuz bireyler haline dönüşüyoruz. 

Diyorum ki gelin bu hafta sonu biraz yavaşlayalım. Gerçek anlamda tatmin edici deneyimlerin, kendimizle başbaşa kaldığımız an'ların sayısını arttıralım. 

Güne yavaş bir başlangıç yapmak için aşağıya bazı yazılar ekledim. Başlıklarına tıklayarak devamını okuyabilirsiniz. 

Sadelikle..


Bizi köleleştirmiş 6 büyük ilüzyon

''İllüzyon dünyasında yaşıyoruz. Zihnimizi ve günlük görevlerimizi meşgul eden kaygıların çoğu, olmadığımız “birisi” ya da “bir şey” gibi görünmek dürtülerinden kaynaklanıyor. Bu bir tesadüf değil. Günümüzde insan ırkına hükmeden bu otoriter-kolektif-tüketici kültürü ile telkin edildiğimizden, toplumumuzda dokunulamaz bazı gerçeklerin olduğunu ve belirli bir takım “oluş ve davranış” şekillerinin tercih edildiğini biliyoruz.''

Her yanımızı basan karabasan: Paçozluk

''Kapitalizm, dehasını konuşturarak insanlarda ‘sanal ihtiyaçlar’ yaratır. Böylece avmler, satın almaz ise yaşayamayacakmış gibi hisseden insanlar ile dolar. Sistem, tüketmeden duramayan, tükettikçe yaşadığını sanan ancak bir türlü mutlu olamayan ‘tüketim toplumunu’ yaratır. Bu düzende, susayan insanın önüne tuzlu su konur, içtikçe susar.''



''İnsanlık tarihinin büyük bir kısmı boyunca, idareli sadelik anlayışı bir seçim değil gereklilikti ve gerekli olduğundan dolayı da ona ahlaki bir erdem addediliyordu. Ancak endüstriyel kapitalizmin ve tüketici toplumun gelişiyle birlikte, durmak bilmeyen büyümeye bağlı bir sistem yükseldi ve beraberinde ihtiyaç fazlası çok şey satın almaya hazır ve teşvik edilmiş bir popülasyonu (diğer bir deyişle piyasayı) büyüttü. Sonuç olarak, kalıtsal olarak getirdiğimiz geleneksel değerler ile çağdaş kültür tarafından bize aşılanan tüketimci tahakkümler arasında bir kopukluk bulunmaktadır.''

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

0 yorum

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik