Teslimiyet

Kasım 01, 2016

Bu yazı bir kaç gün önce kaleme alındı. Yayınlanmak için hazır olmamı bekledi.

.............

Oldukça zor geçen bir günün gecesindeyim şu anda. Bağlılıklarım konusunda kendi imtihanımı verdiğim bir dönemi başarıyla sürdürdüğümü zannediyorum. Her şey kontrol altında. Çok güçlüyüm. Sonra bir haber geliyor. Sonsuz bir sevgi ve merhametle bağlandığım iki kedimi talihsiz bir  olayla, evde olmadığım saatlerde kaybettiğimi öğreniyorum. 

Keşke evden hiç çıkmasaydım.. 

Keşke evden çıkarken onları yuvaya kapatsaydım... 

Keşke şöyle yapsaydım, keşke bunu deneseydim. 

Aslında içten içe olanları engelleyebilecek kudrete sahip olmadığımın farkındayım. Ama geçmişte yaşadığım hemen her acı olayda olduğu gibi yine en kolayını, yani kendimi suçlamayı seçiyorum. Ağlaya ağlaya, sabaha karşı uyuyakalıyorum. Gözlerimi açtığımda aklıma geliyor. Dün bir arkadaşım beni ziyaret etmek istediğini söylemişti. Yolda mı acaba? Mesaj atıyorum. Neredesin? Yola çıkmadıysa iptal etmem gerek. Kimseyle konuşmak, hatta evden dışarı çıkmak istemiyorum. Ama 2 saatlik bir yolunun kaldığını yazıyor cevap olarak. Geç kaldım. Ofhh.. 

Yüzümü yıkamak için banyoya gidiyorum. Aynada ağlamaktan şişmiş gözlerimle karşılaşıyorum. Berbat haldeyim. Sert bir kahve yaparsam belki kendime gelirim. Hareketlerim yavaş ve anlamsız. Mutfağa geçiyorum. Dolabın kapağını açıyorum. Her sabah olduğu gibi, alışkanlıkla elim önce mama kaplarına gidiyor. Ve o an film kopuyor. Olduğum yere yığılıp kalıyorum. Allah'ım, bana dayanma gücü ver. 

Kanepenin köşesine ilişiyorum usulca. Elimde telefonum. Fotoğraflara dalıyorum. Video'larını izliyorum bir süre. Ekranda arama görüntüsü beliriyor. Açıyorum. Arkadaşım arabasını park etmiş, yürüyerek yokuşu çıkıyorum diyor. Sadece yüzümü tekrar yıkayabilecek kadar vaktim var. Ama zaman geçmiyor sanki. 5 dakika 5 saat gibi... Peki ya koca gün nasıl geçecek? Hiç bir fikrim yok.

.......

Misafirim gidiyor. Gün bir şekilde bitiyor. Saatler sonra yine evimdeyim. Kedilerimin yokluğuyla başlayan imtihanım, gün içinde yerini zaman zaman sessizliğe ve durgunluğa bıraksa da bir şekilde durumu idare ediyorum. Ama şimdi.. Artık kendimi tutmam için bir sebep yok. Bahçeye çıkıyorum. Hava çok soğuk. Kocaman bir kütüğün üzerine oturuyorum. Bahçenin her köşesinde tatlı hatıralar... O hatıraları izliyorum bir süre. Benimle geçirdiğiniz zaman için teşekkür ederim diyorum. Asıl veda şimdi başlıyor. Vazgeçebilmeyi artık çok kolay zanneden, hiç bir şeye koşulsuz bağlanmadığını iddia eden ruhum öylesine aciz ki..  Hadi diyorum.  Madem hiç bir şeyin gerçek sahibi sen değilsin! Kolaysa kedilerine de veda et. 

Sorular cevapsız. Düşüncelerim aciz. Hala kendimi suçlamaya devam ediyorum. Aklımda sadece keşkeler. Çok üşüyorum. Ama eve girmek istemiyorum. Uyumaya çalışsam?  Acaba biraz olsun geçer mi? 

Eve girdiğimde artık soğuktan titremeye başlayan ellerim sadece yazmak istiyor. Yazmak sana hep iyi geldi. Yayınlamasan bile yine yaz. Klavyeye dokunmaya başladığımda elimin üzerinde bir kesik farkediyorum. Acaba ne zaman oldu? Tüm gün hiç dikkatimi çekmeyen o izle birlikte dökülüyor kelimeler. Hatırlıyorum. Dün sabah kedilerimle oynarken yanlışlıkla tırmık atmıştı siyah kuzum. Onun izi. 

İçimdeki yara, elimdeki tırmık izi.. 

Hangisi daha önce geçer acaba? 

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

0 yorum

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik