Saatçi Osman'ın torunu

Kasım 29, 2016


Dedem saatçi Osman. Babamın babası.  Uzun seneler önce rahmetli oldu. Nurlar içinde yatsın. Çok muhterem, saygın bir beyefendiydi. Onunla ilgili hatırımda kalan anılarım hep nasihatler ve güzelliklerle dolu. Aradan kaç sene geçti. Hala onu düşündükçe gözlerim hasret ve özlemle dolar. 

Dedemin çok sevdiğim bir huyu vardı. Bizi ziyarete geldiğinde kütüphanedeki kitapların arasına tarihiyle birlikte küçük notlar bırakırdı. Özlü sözler, hatırlamamız gereken yaşam dersleri.. Bazen babamın kütüphanesinde elim bir kitaba gider ve içinden dedemin el yazısıyla bir not çıkar karşıma. Tam ihtiyacım olan anda, duymam gerekenleri fısıldar bana.

Dedem dünden beri hatırıma düştü. Hayattaki maddi tek varlığı küçük bir saatçi dükkanı, emekli maaşı ve mütevazi bir evdi. Bize mal-mülk anlamında bir şey bırakmadı. Ama kıt kanaat imkanlarıyla 5 çocuk okutan bu adamın başka bir serveti vardı. Hayatı yaşama biçimi..

Babam anlatır. Mahallede yaşayan komşularının bazıları darlık içindeymiş. Dedem alışveriş yaptıktan sonra mutlaka aldıklarını kese kağıdına sardırıp, eve dönmek için havanın kararmasını beklermiş. Komşular görür de canları çeker ama almaya imkanları olmaz, üzülmesinler, kendilerini eksik hissetmesinler diye yaparmış bunu. Nasıl bir hassasiyet ve incelik. 

Saat tamiri yaparak ve saat satarak geçimini sağlayan rahmetli dedem işi konusunda da çok hassastı. Haramdan sakınır, evlatlarının boğazından bir gram haram lokma geçmesin diye işini hep büyük bir titizlikle yapardı. Hiç bolluk görmedi ama kazancının bereketi de hiç eksik olmadı. Hayatını hep sade yaşayan bu adamın bana nasihatleri de hep bu yöndeydi. O yaşlarda anlayamamıştım ama nedense çocuk halimle bile dedemin çakır gözlerine bakıp saatlerce vakit geçirmek bana huzur verirdi. Sadeliğin güzelliği bu olsa gerek.. Ne yaşta olursa olsun insanı kendine çekiyor. Çok az yemek yer, az uyurdu. Herkesin yanında konuşmazdı. Hatta bazıları onu sessiz bir adam olarak hatırlar. Ama benimle geçirdiği vakitlerde çocuk aklımdan çıkan herşeyi sabırla dinler, kelimeleri titizlikle seçerek yanıt verirdi. Dedemin aşırı hiç bir hareketini hatırlamıyorum. Her konuda, her davranışında ölçülüydü. Kıyafetleri ise çok azdı ama hep sade ve temizdi. Tüm canlılara karşı merhamet ve sevgi doluydu. 

Onunla aramızda çok farklı bir ilişki vardı. Bir sürü torunu olmasına rağmen onu hep bana daha yakın hissettim. Telepatik bir ilişki desem değil belki de ama farklıydı işte. Son telefon konuşmamızı hatırlıyorum. Hastalığı ilerlemişti. Babama da söylememiş bir şey. Bana ise usulca 'vadem dolmak üzere evladım, yolculuk bitiyor' demişti. Hissetmişti. Ben bizimkilere bir şey demedim. Kabullenmek istemedim belki de. Son kez bana nasihat ve dua etmişti. Canım dedem. İki gün sonra da vefat haberini aldık zaten. 

Dedemin kibir konusunda aşırı bir hassasiyeti vardı. Aslında aklıma düşmesinin sebebi de bu belki de. Kibirlendiğim şeyler hakkında düşünürken dedemin sözlerini hatırladım. Dedem kibirden ateşten sakınır gibi sakınmamızı söylerdi hep. Hastalık derdi, kibir büyük hastalık. 

Mesleği sayesinde tüm dünyayı dolaşan, daha farklı imkanlara kavuşan babam, ara sıra aynanın karşısına geçip 'sen saatçi Osman'ın oğlusun' diye nereden geldiğini hatırlatırmış kendine. Böyle bir babanın evladı ve böyle bir dedenin torunu olarak yolumu kaybettiğim, kibirlendiğim zamanlar olmadı mı? Oldu. 

İlkokul son sınıfta başka bir şehre taşındık. Küçük bir sahil kasabasıydı. Bir anda inanılmaz popüler oldum. Kız çocuklarının bisiklete dahi binmediği o minik kasabada son model bisikleti olan, marka okul çantası, marka ayakkabısıyla okula giden, cebinden harçlığı eksik olmayan bir çocuk olarak dış görüntümle ve rahat tavırlarımla dikkat çekiyordum. Derslerim de çok iyiydi. Okulun en gözde öğrencisi olarak şımarıklıklarım artmaya başladı. Öğretmenimin bana olan ilgisi biraz azalsa huysuzluk yapar hale gelmiştim. Arkadaşlarımı hor görüyor, bazı durumlarıyla dalga geçiyordum. Bir gün veli toplantısında bu durumu babama çıtlatan öğretmenim (Olgun Hocam, kulakların çınlasın) Banu'yla ilgili kaybolmuş durumdayım demiş. Tabi ben bunları ileriki yaşlarımda öğreniyorum. 

Babam ne yaptı biliyor musunuz? Bana hiç bir şey söylemedi. Bir gün elinde tahta bir kasayla eve geldi. Bundan sonra hafta sonları evin bahçe duvarının kenarında oturup kitap satacaksın dedi. Kitapları bu kasanın üzerine koyacağız, bir de tabure. Annenle biz seni pencereden izliyor olacağız. Ağlayıp tepinmeye başladım. Koskoca ...'nın kızı nasıl olur da fakir gibi ikinci el kitap satar. Mümkün mü? Vazgeçmediler. O hafta sonu kıpkırmızı bir surat ve tanınmamak için kafama taktığım şapkayla kitap satmaya başladım. Okul arkadaşlarım yanıma geliyor. Garip bir şekilde onlar bunu gayet doğal karşılıyor. Dalga geçen yok. Ama ben nasıl utanıyorum bir görseniz. Kaçıp kaçıp eve gidiyorum ama almıyorlar içeri. Baktım çok kararlılar, sonunda ben de pes ettim. Ve bunu bir oyuna çevirmeye karar verdim. Bir gün arkadaşlarıma siz de getirin kitaplarınızı, birlikte satalım dedim.

Sonra bir şey oldu. Bir yandan kitap satmaya devam ederken, bir yandan da hor gördüğüm arkadaşlarımı tanımaya başladım. Bana açılan, durumlarını anlatanlar oldu. Kimisini babası terketmiş gitmiş. Kimisinin üvey annesi var, sürekli dövüp azarlıyor. Bazısı hayatı boyunca o kasabanın dışına hiç çıkmamış. Ama bir yandan da acayip eğleniyoruz. Çocuğuz işte. Aramızda sen daha çok sattın filan diye yarışıyoruz. Ve ne oldu biliyor musunuz? Zamanla benim o kibirli, kendini beğenmiş halim silindi gitti. O güzel çocukların beni eve davet etmek istemeleri ve yaşantılarını görmem beni değiştirdi. Kalbim ılık ılık onlara akmaya başladı. Cebindeki minicik harçlıkla acıkmışsındır diye bana simit alıp getiren Mine vardı mesela. Hiç unutmam. Mine çimen yeşili gözleri olan güzeller güzeli bir kız çocuğu. İlk kez evine gittiğimde gördüklerime inanamamıştım. Sahip olduklarımın ilk defa bana battığını hissettim. Eve geldiğimde anneme sarılıp ağladığımı hatırlıyorum. Anne demiştim, sadece 2 tane ayakkabısı var düşünsene. Kendine ait odası yok, hatta yatağı bile yok. Divanda uyuyormuş geceleri..

O kasabada 3 sene yaşadık. Ve kasanın üzerinde kitap satmaya başlamasaydım belki de onları gerçekten tanımadan, kibirli, burnu beş karış havada bir kız çocuğu olarak geçen yıllar olacaktı. Oradan ayrılırken çok ağladım. Gitmek, onları geride bırakmak istemedim. Nasıl sevdim, nasıl yakın buldum kendime. Çocukluğumu düşününce aklıma ilk önce o kasabanın gelmesi boşuna değil. Çocuk gibi bir çocukluk yaşadım babam sayesinde..

Kıymetli dedemden miras kalan nasihatleri uygulamaya çalışan canım babam. Şimdi bu satırları okuduğunda bu kız da neleri kurcalamış yine deme sakın. Rahmetli dedemin hep uzak durmamı öğütlediği kibirle olan mücadelem hala devam ediyor. Bunu ara sıra sana da anlatıyorum. Biliyorsun. 

Sadece bugün saatçi Osman'ın torunu olduğumu hatırlatmak istedim kendime. 

Ben Banu. Huzuru sadelikte bulan, hayatını hep sade yaşayan saatçi Osman'ın torunu Banu. 

Kibir ise sade bir hayatın en büyük düşmanı. Önündeki en büyük engel. 

Ondan hep tökezleyip düşmelerim, kaybolmalarım, bahanelerim... yıllarca bazı şeylerden vazgeçmek istemeyişlerim. 

Hep kibirden.

Modern hayat her şeyi göze sokarak yapmayı, sahipliği ve maddeyi yüceltirken, manayı aramak, kibirden arınmak ve sadeleşmek meğer ne kadar zormuş dedeciğim. 

Hep dediğin gibi...

Kibir bele bağlanmış bir taş gibidir. 
Onunla ne yüzülür, ne de uçulur.
Hacı Bayram-ı Veli

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

17 yorum

  1. Merhaba Banu hanım, bu aralar fazlasıyla sadelikle ilgilenirken,tesadüfen karşıma çıktı instagramda profiliniz, sonrada blogunuzu okumaya başladım, merakla kendimden ne bulabilirim acaba diye... az önce bir önceki yazınızı okuduktan sonra , size soru sormayı düşünüyordum. Acaba ne tür kitaplar okur Banu hanım , önerileri olur mu ? diye yazacaktım ki içinde kitap geçen son yazınız eklendi :) benim için bir yol gösterici oldu paylaşımlarınız, su gibi akıp gidiyor okurken kelimeler , cümleler...çok teşekkürler ve çokça sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Evet kitaplardan bahsettiğim bir yazım var, bir de en son Muhyiddin Şekur'un Su Üstüne Yazı Yazmak kitabını bitirdim, tavsiye edebilirim🙏🏼Sonsuz sevgiler❤️

      Sil
  2. Gözlerim dolu dolu okudum Banu, ne güzel yazmışsın, saatçı Osman'ın güzel yürekli torunu. Çok sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, onun torunu olmak bana sadece gurur ve onur veriyor.. kibirlerimden de arınabilmek en büyük arzum🙏🏼Sonsuz sevgi ve muhabbetle❤️

      Sil
  3. (Çeken ) kan akıp yolunu bulmuş desem..aysu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aysu Hanım, dilerim yolumun sonu güzelliklere çıksın.. 🙏🏼❤

      Sil
  4. Her yazınız ayrı bir huzur🤗 Sağlıcakla🌸

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, huzurlu bir hayatın içinden yazıyorum şükürler olsun.. biraz olsun o duygu geçiyorsa ne mutlu bana❤

      Sil
  5. Gözlerim dolu dolu okudum....
    Ne mutlu böyle dedeniz, aileniz var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok şükür, ailem en büyük şansıö❤🙏🏼

      Sil
  6. kibir olmasa, öfke olmasa, endişe, kıskançlık olmasa diğer duyguların anlamını bilemeyiz. tüm bunlara isim takan bizleriz, onları yorumlayan bizleriz. bu duygular da o kadar bize ait ki, diğerlerinden farklı değil. hissettiğimiz her ''olumsuz'' duygu hem bizi özümüzden uzaklaştıran, hem de aslında ne yöne gidecegımızı gösteren bir pusula gibi.
    yaşadıkça gelişeceğiz. yaşadıkça öğrenip bildiklerimize yenilerini ekleyeceğiz. kendimizi her duyguyu hisseden, her ''kötülüğü'' yapan halimizle kucaklayabilmek, en azından niyet etmek en yakışanı. fena ilerlemiyoruz aslında.
    bir de banu, ben senin neye benzediğini hiç bilmiyordum,salıncak zamanından beri takipteyim ama görsel bilgim yoktu hakkında. bugun bır googleladım ve ayyy.. ne güzelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim❤🙏🏼güzellik ödünç.. Eskiden dış görüntümle fazlasıyla uğraşırken artık biraz da içimi, ruhumu süslemeye uğraşıyorum😘

      Sil
  7. Resmen ağladım.Ben de bir süredir sade yaşam için mücadele ediyorum.Evdeki her odadan ve dolaptan başladım.iyi gidiyor.ama daha çok var.blogunuz iyiki çıktı karşıma.her paylaşımınız ışık oluyor yoluma.teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özdem Hanım, çok teşekkür ederim.. yaşadıklarımın gerçekliği ve sizin yüreğinizin açıklığıdır sizi ağlatan.. Yorumunuz da bana ışık oldu, sevgi oldu bu gece❤

      Sil
  8. Allah rahmet eylesin dedenize, ne güzel bir insanmış, kibirle ilgili sözünü bende yazdım şimdi bir not kağıdına kütüphanemdeki kitapların arasına koyacağım. Ruhuna bir Fatiha'da gönderdim. Kerime

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kerime Hanım, Allah razı olsun sizden.. en büyük hediye oldu bana duanız🙏🏼❤

      Sil
  9. Banu, inanilmaz guzel bir yazi bu. Goz yaslarima hakim olamadim. Dedecigine Allah rahmet eylesin. Benim de rahmetli dedemle cok ozel bir iliskim vardi, canim dedeciigim bana kitap okumayi ve planli yasamayi sevdirmek istedi her firsatta. Hala onun dualarinin beni kotuluklerden korudugunu dusunurum.
    Bugun bu yaziyi okumam gerekiyormus. Hem dedecigimi hatirlamak icin hem de kibirin ne kotu bir sey oldugunu tekrar hatirlamak icin. Cok tesekkur ederim bu yazin icin.
    Saatci Osman'in guzel torunu Banu'ya selam ve sevgilerimle

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik