Asıl mesele neydi?

Kasım 14, 2016

siyah beyaz fotoğraf

Geçen hafta iki günlüğüne İstanbul'a gittim. Dostlarımı paketleyip yanımda getiremediğim için bu ziyaretler kaçınılmaz.

İstanbul'da geçirdiğim zamanlar ise tıpkı eski bir sevgiliyle aylar sonra buluşup kahve içmek gibi. Evet, tam da bunun gibi bir şey. 

Birlikte geçmiş anıları yad ettik sanki. Her yerde hatıralar.

Bir akşam Tahtasaray'dım mesela. Masalara dalıyor gözüm ve bir köşede, bir zamanlar sevdiğim bir adamla yediğim akşam yemeğini izliyorum sanki. Onunla gelirdik buraya. Olmayacağını bile bile oldurmaya çalışma çabalarım, nafile uğraşlarım dün gibi aklımda. Bir ilişkiyi sürdüremiyor olmanın anlamı yenilgiyle eş değerdi o günlerde.. Yalnızlık korkusu da cabası. Peki ya şimdi diyorum, ne değişti? Yalnızlığa ve ilişkilere bakış açım ne durumda?  Madde anlamında hafifledikçe kalbimde başka sevgilere, farklı ilişkilere de yer açıldı diyorum. Ama henüz benzer bir durumla imtihan edilmediğim için cevabım bana bile samimi gelmiyor.

Tam arkadaki masada en yakın dostumla tam 8 saat oturmuştuk bir keresinde. Benim moralim bozuktu. Fransızca kursundan çıkmıştık o gün. Saçma bir neşeyle hüznümü gizlemeye çalışıyordum. Sürekli sabunluk ve havlu almam gerek diye sayıkladığımı hatırlıyorum. Kanyon'a gidiyoruz önce. Zara Home, Chakra vb tüm mağazalara girip çıkıyoruz. Ama bir şey aramıyorum aslında. Sabunluk ve havlu bahane! Sadece o an zihnimi dağıtmaya, üzüntümden uzaklaşmaya ihtiyacım var. Gariptir, ilk kez alışveriş yapmak bile işe yaramıyor. Gerildikçe geriliyorum ve Zara Home'un ortasında ağlamaya başlıyorum. Arkadaşım bana sarılıp, hadi gel Tahtasaray'a gidelim, konuşalım diyor. O gün tam 8 saat boyunca, bazen susup, bazen ağlayıp bazen de gülerek geçiyor zaman. Üzgün olduğum konu ise şimdi sadece gülümseyerek hatırladığım tatlı, hatta eğlenceli bir hatıradan ibaret. O zamanlar ne çok duyguyu yük ediyormuşum kendime. Sırtında 10 kiloluk bir çantayı ne kadar uzun süre taşıyabilir ki bir insan? Ruhumuz da böyle aslında. Hafifledikçe daha rahat yürüyorsun. Hatta bazen yolunu değiştirecek, bazen de daha uzun bir yolu gözüne kestirebilecek kadar güçlü oluyorsun.

Ertesi gün bir buluşma için Kanyon'dayım. Burası mıknatıs gibi çekiyor beni kendine. Eski evimin olduğu yerlerden uzaklaşamıyorum sanki. Hangi duygumla yüzleşmek istiyorum, neyi arıyorum, neden pervane gibi hala etrafında dolanıyorum? Sanki değiştiğimi kendime ispat etmek ister gibiyim. Gerçekten değiştiysem buna ihtiyaç duymak neden?

Sonraki gün Nişantaşı'na gidiyoruz kahvaltı için. İnanılmaz bir kalabalık. Herkes mağazalarda bir şeyler arıyor. Kimi yeni ayrıldığı sevgilisini unutmaya çalışırken yeni sezon bir elbise, kimi de iş yerindeki stresinden uzaklaşmak için belki de bir kez giyip kenara koyacağı o topuklu ayakkabının peşinde. Sadece onları izleyerek bunu kestirebilmek çok güç. Benimkisi kendi geçmişime tuttuğum bir ayna belkide. Ve maalesef İstanbul çok hızlı. Durursan düşersin diye fısıldıyor her şey. Tüketimle tatmin olması mümkün olmayan duyguları sorgulayacak, bunu düşünecek zamanı bile çok görüyor. Tüm sistem bu hızlı yaşam felsefesi üzerine kurulu.

O anlarda beni durdurabilen tek şey uzaklardaki evimi hatırlamak oluyor. Özlediğim, ev dediğim tepesinde çatısı olan dört duvar ve bahçe değil. Bazılarına inzivaya çekilmek gibi gelen sade hayatımın yavaşlığını ve sakinliğini özlüyorum.  İçim bir anlığına huzurla dolsa da yine de kendime sormadan edemiyorum.

Asıl mesele dağ başına kaçmak mı?

Yoksa şehirde insanlar arasına girmek, her şeyin hızla aktığı bir dünyanın ortasında sade yaşamayı, yani durumunu muhafaza etmeyi başarmak mı?

Artık sadece İstanbul'dan geçen bir misafirim.

Bu şehirde, durumunu muhafaza etmeyi başarabilecek kadar güçlü ve iradeli olmadığını bilen bir misafir.

Sadelikle...

Fotoğraf: İlknur Turan Atlı

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

13 yorum

  1. merhaba,
    benim en çok merak ettiğim konu Türkiye de homeofis çalışma sistemini nasıl oluşturdunuz? Yaptığınız iş ile ilgili bilgilendirebilir misiniz? ilgiyle takipteyim.. ( yazının üst kısmında tarih bulunsa ne güzel geçmiş yazıları okurken tarih çıkmıyor.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim. O konuda bir yazı hazırlamak istiyorum ama ne kadar faydalı olabilirim emin değilim. Sevgiler..

      Sil
  2. Yine çok güzel bir yazı.. Seni seviyoruz Sevgili Banu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de seni Merve'cim, gönüllerimiz bir ..

      Sil
  3. Yazınızı yine keyifle ve bir çırpıda okudum. Bazı cümleleriniz öyle vurucu, öyle can alıcı ki.. Mesela "O zamanlar ne çok duyguyu yük ediyormuşum kendime." Bir çok cümlenizde kendimi buldum. Dün, sabah kahvaltısında eşime sizi anlattım. "Sade Hayat"a nasıl geçtiğinizi, nelerin vesile olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. İzlemek istediği bir filmi heyecanla dinler gibi dinledi. Hatta defne sabunu deneyiminizi de anlattım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl mutlu oldum. Çok teşekkür ederim. Bunları duymak çok büyük onur. Sonsuz sevgiler gönderiyorum size..

      Sil
  4. Merhaba Banu, İstanbul'dan üzülerek ayrılmış, küçük bir şehirde yaşayan biri olarak söyleyebilirim ki dağ başında yaşamayı "kaçmak" olarak değil, "tercih" olarak görüyorum. "İstanbul'da yavaş bir hayat yaşayabilme" iradesi sende olsa da içine çektiğin nefes sade değil, evine giden yol sade değil... Ayrılık ilk etapta zor olsa da 3-5 sene sonra gezmeye gitmek bile işkenceye dönüşüyor. Sadece biraz zaman meselesi. Bu arada ben minimal yaşayan biri değilim ama seni okudukça evde gereksiz şeyleri ayıklama konusunda gaza geliyorum. Bakış açımı değiştirdiğin için teşekkürler! - Melike

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette, kaçmak aslında şehirden kaçış anlamında kullandığım bir tabirdi. Tercih olduğu muhakkak. Tercihlerim bana şu anda iyi geliyor, ait olduğum yerdeyim hissi hakim. Ve dediklerin çok doğru.. Şehirde sade yaşayabilmek sadece irade meselesi değil, çok fazla dikkat dağıtıcı unsur var. Ama bunu başarmaya çalışanları hayranlıkla izliyorum.. Sonsuz sevgilerimi gönderiyorum.

      Sil
  5. Bu mecralarda yeniyim.sizin Salıncakta iki kişi olduğunuzu yeni öğrendim hayretle.şimdi sade zarif ve cok güzel hayatınızı izliyoruz.muhteşem bir dönüşüm. Yaş aldık gozumuzdeki perdeler nasıl da kalkıyor. İnsan dünyaya bir kaya parçası gibi gelirmiş. O çok can acıtan darbelerden sonra şekillenir guzellesirmis.sevgiler size ve guzel yolculuğunuza. Aysusıla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim, ne kadar değerli düşünceler.. insan değişebiliyormuş, büsbütün değil belki ama dediğiniz gibi yontula yontula özü, arayışı ortaya çıkmaya başlıyor.. Sonsuz sevgiler..

      Sil
  6. bence de asıl başarı İstanbul'da kalıp sadeliği yaşayabilmekte.
    Bu kalabalığın , bu alışveriş çılgınlığının ve bu hengamenin içerisinde hala "hayır" "ihtiyacım yok" diyebilmekte.
    hepsinden uzakta zaten sade ve yalın kalıyor insan
    çoğunluk her mevsim dolap yenilerken , "var olan ihtiyacımı görüyor" diyebiliyorsak zaten sadeliği belli bir nokta da yaşıyoruz bence.
    bir de ben de evden çalışma durumunuzu merak ediyorum. Neler yapıyorsunuz? bizler de ek olarak ilgilenebilir miyiz?
    bununla ilgili sizden yazı bekliyorum
    sevgiler öpücükler :*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hale merhaba, şehirde sade yaşayabilmeyi başaranları hayranlıkla takip ediyorum. Bu benim kısa vadede belki deneyebileceğim ama uzun vadede dağılacağımı düşündüğüm bir durum çünkü kolay dikkati dağılan bir insanım maalesef.. Henüz bu durumu aşamadım. Uzaklaşmak bana iyi geldi mesela. Evden çalışma ile ilgili bir yazı hazırlayacağım ama yukarıdaki yorumda da yazdığım gibi ne kadar faydası olur emin değilim. Ama aklımda.. Sonsuz sevgiler benden sana..

      Sil
  7. Büyük şehirde yaşayıp sade ve sakin bir yaşam sürdürebilmek bir maharetse de, bu maharetin daha sakin bir yere gitmek ve yaşamı orda sürdürebilmekten daha becerikli bir iş olduğunu düşünmüyorum. Zira büyük şehirin keşmekeşi her ne kadar sizi içine almayı beceremese de, trafikte kaybettirdiği zamanın, kalabalıkta ve izdihamda yaşattığı vakit kaybının maalesef telafisi yok. Bu tip alanlara her ne kadar uzak kalmaya çalışsakta işe giderken, eve dönerken ve hafta sonları bir faaliyette bulunmak isterken bu etkilere maruz kalıyoruz. Bu açıdan daha sakin bir yerde yaşamak insana bu gereksiz vakit kayıplarını yaşatmıyor en azından ki, zaman çok değerli bir hazine.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik