Tchibo Etkisi

Ekim 27, 2016


Tchibo kahve makinemden çok memnunum. Yıllar önce bir arkadaşım ev hediyesi olarak almıştı. Kaç sene geçti, tık demeden çalışıyor. Geçenlerde kahve kapsülleri bitti! Nasıl farketmedim? Resmen panik oldum. Pek çok şeye dayanabilirim ama kahvesizliğe asla! Aylar önce internetten aldığım kapsüllerin ne kadar geç teslim edildiğini hatırlıyorum bir an. Evdeki işlerimi bitiriyorum önce. Sonra da yürüyerek şehir merkezindeki Tchibo mağazasına doğru yola çıkıyorum. Yürürken epey düşünme fırsatı oluyor insanın. Kendimi iyice yokluyorum. AVM'ye gidiyor olmanın eski coşku ve heyecanı var mı içimde? Aklımda tek bir ürün. O da bana göre bir ihtiyaç (başkası için ertelenebilir bir keyfiyet olabilir). Galiba artık kabullenmem gerek. Benim için artık AVM'ye gitmek tıpkı doktora gitmek gibi... Yani gerçekten bir ihtiyacım yoksa mümkün olduğunca kaçındığım bir ziyaret. 

Uzun bir yürüyüşten sonra, biraz da yorgun bir halde, AVM'ye ulaşıyorum. Hafta içi olmasına rağmen inanılmaz bir kalabalık karşılıyor beni. Tchibo zemin katta. Yürüyen merdivenden inerken hemen göze çarpıyor. İnsanı içeriye davet eden sıcak bir havası olduğunu düşünüyorum bir an. Mağazaya henüz girmedim. Ama burnuma ulaşan enfes kahve aromasının kokusuyla mest olmaya başladım bile. Ürünlere bakıyorum bir süre. Fakat kahve kokusuna daha fazla dayanmam mümkün değil. Biraz da yorgunum, dinlenmek istiyorum. Hemen sıraya girip hem kapsüllerimi alıyorum, hem de kendime latte ve muffin siparişi veriyorum. Tchibo etkisine girdim bile! Masaya oturduğumda ise köşede duran haftalık tema dergisi dikkatimi çekiyor. Ne kadar zekice olduğunu düşünüyorum. Haftalık temalarla, sürekli yenilenen ürünlerle tüketiciyi devamlı bir heyecan ve beklenti içinde tutmak. Sizce de zekice değil mi?

Tchibo'nun iyi yaptığı bir kaç şey var. Birincisi kahve dükkanı olması. Mağazadan içeri girdiğiniz anda o gevşetici ve rahatlatıcı kahve kokusunun büyüsüne kapılıp gitmemek çok zor. Kendinizi evinizde, ya da bir dost sohbetinde gibi rahat bir atmosferde hissediyorsunuz. İkincisi ürünlere erişimin kolay olması. Yani pek çok farklı mağazada bulabileceğiniz ürüne {çocuklar, erkekler ve kadınlar için} tek bir yerden ulaşabilme rahatlığı. Üçüncüsü de her hafta yenilenen temalar. Merak uyandırıyor. İlgi çekici. Asla sıkıcı değil. 

Peki tüm bunları şimdi mi farkediyorum? 

Kanyon alışveriş merkezi çalıştığım plazaya çok yakındı. İş çıkışlarında ya da öğle yemeği molalarında Tchibo'yu ziyaret etmeden geçersem bir şeylerden eksik kalıyormuş gibi hissederdim. Çarşamba günlerini ise ayrı bir heyecan içinde beklediğimi hatırlıyorum. Malum o günlerde haftalık tema yenileniyor ve mağazaya farklı ürünler geliyor. O dönemde Tchibo tutkumu bir arkadaşıma şöyle anlattığımı hatırlıyorum. 

Biraz para harcamak istiyorum.

Evet, Tchibo bana tam da ihtiyacım olan şeyi sunuyordu. Para harcama dürtümü fazla pahalı olmayan ama asla ihtiyaç olarak tanımlayamayacağım ıvır zıvırlarla gidermek! Etkisi eve gidince sona erecek anlık mutluluğu kredi kartına 6 taksitle satın almak! Yaptığım tam olarak buydu. Ama bunu bilmek yetmiyordu. Şirketimin pazarlama departmanında çalışıyordum. Yani insanları ürünlerimizi satın almaya  yönlendirecek taktikleri araştırmak, buna yönelik ulusal kampanyalar hazırlamak, müşteri sadakatini sağlamak, hatta insanların zayıf noktalarını, o ürüne yaklaşımlarını tespit etmek için pazar araştırma firmalarıyla çalışmak benim işimdi. Dolayısıyla Tchibo'nun da tamamen taktiksel pazarlama dehası olduğunu çok iyi biliyordum. Ama dediğim gibi bunu bilmek yetmiyor. Tıpkı sigaranın sağlığa zararlı olduğunu bilerek içmeye devam etmek gibi. Kimbilir her gün kaç kişi size bırakmanızı söylüyor. Ama umrunuzda mı? 

Ne zaman tüketme ve sahip olma duygularımın derinine indim, işte o zaman bulanıklık dağılmaya, yıllardır gözüme inmiş sis perdesi aralanmaya başladı. Eşyaya olan bağlılığımı ve içimdeki tüketim arzusunu uzun süre iki yönden sorguladım. Birincisi kullanım amacı, yani fiziksel olarak ne işime yaradığı.  İkincisi ise o eşyaya yüklediğim duygusal anlam, yani sahip olma isteğim. 

Çok basit bir örnekle açıklamak istiyorum. Tchibo'ya girdim. Elimde banyo düzenleyicisi olarak kullanılabilen bir ürün var. Hoşuma gidiyor. Ama o ana kadar banyom için böyle bir ihtiyacın farkında değilim. 1 dakika içinde  aklımdan geçenler... Bunu banyomun şurasına koyarım. İçine pamuklarımı, losyonları dizerim. Daha düzenli olur. Fena fikir değil aslında. Birincisi kullanım amacı, ikincisi bu fikri daha önce düşünmemiş olmam. Hiç farkında olmadığım bir ihtiyacımı(!) farketmemi sağlayan bu ürüne sahip olmak istiyorum.  Benimle eve gelsin. 1 dakika içinden aklımdan geçen banyo dekorasyonu hayalim gerçekleşsin. Bundan daha masum bir istek olamaz.

Peki ya sonra? Artık evdeyim. Kutusundan çıkardığım düzenleyiciye bakıyorum. İstedim ve sahip oldum. Banyoya gidiyorum. Hayalimde bir görüntü. Ama ortaya çıkan sonuçla hayal ettiğim resim bir türlü birbirine uymuyor. Bir kaç parça eşya o düzenleyicinin içine ancak sığıyor. Geri kalanlar yine dolabın içinde. Hatta fazladan yer kaplayan bir düzenleyicim var artık. Tebrikler. 

Minimalizm'in bana en büyük faydası ne oldu sorusuna hiç düşünmeden "özgürlük" olarak cevap verebilirim.  Artık kimsenin bana neye ihtiyacım olduğunu söylemesine gerek yok. Kararlarımı anlık beğeniler ve sahip olma arzumun kaderine teslim etmiyorum. Özgürüm! Şimdi o banyo düzenleyicisiyle karşılaştığımda benim için anlamı sadece fazladan bir eşya olmasından ibaret. Hepsi bu! Zaten banyomda bir kaç parça ürün var. Hepsi aynanın önünde. Gayet düzenli şekilde duruyor. Eksta bir kutuya ihtiyacım yok. 

Hatırlar mısınız? Diderot etkisi'nden bahsetmiştim. Hatta tıpkı mıknatıs gibi eşya eşyayı çeker demiştim. Her ürün size farkettirmeden zincirleme bir satın alma etkisi yaratır. Banyo düzenleyicisini alıyorum, sonra bir tane daha mı alsam diye düşünmeye başlıyorum. Malum eşyaların hepsi içine sığmadı. Sonra iki tane oluyorlar... Bu seferde başka eşyalara doğru düzgün yer kalmıyor. Bu dolapta ne kadar küçükmüş diye düşünürken buluyorum kendimi. Biraz daha zorlarsam dolabımı bile değiştirebilirim. İşte bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu az eşya! 

Tüketim ve sahip olma arzularınızı kontrol etmekte zorlanıyor olabilirsiniz. Lütfen kendinizi suçlamayın. Neden ben farklı hissedemiyorum diye düşünmeyin. İşte belki de bu yüzden hep az eşya  diyorum. Bu noktada işe evinizdeki eşyaları azaltmakla başlayın. Ancak o zaman, adeta bir mıknatıs gibi kalabalığı çekmeyen bir hayatınız olabilir. 

O gün aklımda bu düşüncelerle Tchibo'dan ayrılıyorum. Mağazadan çıkarken alışveriş yapanlara bakıyorum son defa. Yüzlerini inceliyorum. Mutluluk kıyaslaması yapmak ister gibiyim. Acaba ben mi daha mutluyum onlar mı? Ne kadar aciz bir düşünce. Saçmalama diyorum, sadelik bu değil, hadi git evine. Dönüş yolundayım ama sorumsuzca alışveriş yaptığım günler hala aklımda. 

Gerçekten değişiyor muyum yoksa kendimi buna mı inandırmak istiyorum? 

Birden omzumdaki bez çantaya takılıyor gözüm. 

İçinde sadece kahve kapsülleri var. 

Sadelikle...

fotoğraf: kuzinedekizaranekmek.com

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

10 yorum

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa silmişsin yorumunu, tam yanıt yazacaktım halbuki..

      Sil
    2. o kadar uzun yazmışım ki kendimi kaptırıp sayfanızı meşgul ettiğimi düşündüm :) göndermeden önce de okumadım hiç içimden geldiğince yazmıştım ne yazmışım diye bakınca ay hale ne saçmalamışsınn dedim kendi kendime :)
      bu arada kedilerinize çok üzüldüm ve okurken ağladım
      sapanca videolarından sonra yazınız beni derinden etkiledi.
      tek tavsiyem hemen sokak kedisi sahiplenin bence.
      hem bu kışta onlara sıcak bir yuva olur hem de dünya tatlısı bir anneleri olur
      sevgiler öpücükler :*

      Sil
  2. Ukalalik yaparak sen mutlusun diyorum;) iradene sahip olmak en buyuk mutluluklardan olsa gerek. Toronto ya geldigim ilk seneler cok memnundum buradan, bir elin parmaklarini gecmiyecek kadar az avm vardi diye,hepside herkesin ulasabilecegi markalardi, hatta bir ig resimimde bunu dile getirmistim, ama son iki senedir toronto artik hirsin, luksun, avmlerin, butik magazalarin, mobilya dukkanlarinin, cafeshoplarin delice artigi bir sehir haline geldi. Bende derin bir hayal kirikligi olmadi degil, mutavazi toronto yok olmustu zira artik. artik hic gitmiyorum diyebilirim, gidersem 1-2 magazaya ihtiyacim oldugunu dusundugum seylere bakiyorum bir sey almadan kaciyorum, bir kitapci var, indigo adinda, kitapevlerini hep cok sevdigimden giderdim ona, ama daha magazinin kapisindan baslayan, ev dekor urunlerinden, kadin-erkek aksesuarlarina, bebek urunlerine kadar bir cok ivir zivir oncelikli geliyor, veya kitaplarin oldugu bolumde sozde ofis urunleri suslu suslu, kitap bakma zevkim tamamen yok oldu burada, artik o zevki gidermek icin bile ugramiyorum... tabii bu deli koastan dolayi kendimi son iki senedir daha iyi kontrol edebildigim icinde mutluyum. Ne gereksizmis ay ne cici diye aldiklarim, ay bunu bir yerde giyerim ya diye aldiklarim.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutluluk bir arayışsa en azından onu doğru bir yolda aradığımı biliyorum diyelim:) dediklerinin hepsine katılıyorum. Gereksiz yere stokladıklarımız resmen hayatımızı ele geçiriyor, bir süre sonra bizi kontrol etmeye başlıyor.. adeta onların esiri oluyoruz maalesef.. sen farkındalığı çok yüksek bir kadınsın, hep öyle gelirdin bana, şimdi daha iyi anlıyorum.. sevgiler💕

      Sil
  3. annemin en çok kızdığı şey gereksiz yere kıyafet almamdı sayende baya bir azaldı :D hatta annem bile fark etti bu sene kıyafet aldın ama abartmadın dedi teşekkkürler Banu :**

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl ben teşekkür ederim, annenin ellerinden öperim.

      Sil
  4. Sahip olmak istediğim şeylere baktığımda, aslında sahip olmak istediğimin o olmadığını farkediyorum çoğu zaman. Örneğin vitrinde gördüğüm o elbise. Aslında onu istememin tek nedeninin, hayalimde o elbiseyi özgüvenli ve güzel bir kadının giyiyor olması. O elbiseyi giydiğimde bir anda o kadın oluvereceğim sanki. Ya da ihtiyacım olmadığı halde istediğim o cilt bakım ve makyaj ıvır zıvırları... Beni olmadığım ama olmak istediğim o insana dönüştürecek sihirli bir değnekmiş gibi davranmam... Ama artık kendimi tanıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir adım atmışsınız: sorgulamak.. çoğumuzun unuttuğu bir şey.. sorgulamadan bilmek, anlamak çok zor.. sizi yürekten tebrik ediyorum..

      Sil
  5. off tam da kendimi gördüm bu yazıda.. aynen o düzenleyici gibi ikea'dan iki tane çekmece içi düzenleyici alıp da, oraya sığmayan eşyalar için yeni kutular almak zorunda kalmıştım.. 2017 kararım sadeleşmekti benim de, gardrobumdan başladım.. henüz tatmin olmadım elden çıkardıklarımdan ama bu bile benim için iyi bir başlangıç.. okudukça silkinip kendime geliyorum..

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik