Sade bir hayat yaşamaya nasıl karar verdim? – 2

Ekim 18, 2016


Yazının 1. bölümü burada..

................

Doktorumun biyopsi yapmalıyız teşhisinden yaklaşık 2 ay kadar önce, domuz gribi ve bu hastalığın maalesef zatürreye dönüşmesiyle birlikte bir süre hastanede yatmak zorunda kalmış, epey zorlu bir mücadele dönemi geçirmiştim. Doktorum bağışıklık sistemimin çöktüğünü söylemişti. Solunum cihazına bağlı şekilde, inmeyen ateş ve ağrılarla kıvranırken anneme dönüp hiç mi bakmadı bu kız kendine dedi. Evet, bakmamıştım. O dönem tek yaptığım şey bol bol iş yerindeki sorunları kafaya takmak, sonu gelmeyen sorumluluklarımı yerine getirmek, çalışmak, çalışmak ve daha çok çalışmaktı... Kendime zaman ayırmak için hafta sonunu birleştirip 4 günlüğüne yurt dışına tatile kaçtım. Oradan da domuz gribi ve zatürre olup döndüm zaten.. Neyse, sonrasında rutin kontrol sırasında başka bir branş doktoru yaptırdığım bir test sonucundan şüphelendiğini söylemişti. {Detaylarına girmeyeceğim, lütfen mazur görün.} Ama o hastanede yatma dönemi ve sonrasında uzun süren iyileşme süreci beni çok yıpratmış ve bıktırmıştı. Doktor görmek, hatta adını bile duymak istemiyordum. Zaten işlerin yoğunluğu nedeniyle bir süreliğine aklımdan tamamen çıktı bile diyebilirim.

Hengamenin içinde hayatıma devam ederken, konuyu paylaştığım bir arkadaşımın zorlamasıyla tekrar muayeneye gittim. Doktorum "acilen biyopsi yapmalıyız, zaten çok geciktin" dedi. Korktum. Ve belki de ilk defa konunun ciddiyetinin farkına vardım. Hemen operasyon için gün aldım. Biyopsi bitip, narkozun etkisi geçtiğinde tek istediğim sonuçların temiz çıkmasıydı.

Ama maalesef öyle olmadı. 

Aslında doktorum sonuçları telefonda açıklayamayacağını söylediğinde hissettim bir şeylerin ters gittiğini. Ama ümit böyle bir şey işte.. İnsan yine de inanmak istemiyor. 

Şirketimin üst düzey yöneticisine hastaneye gitmem gerektiğini ve 1 saat'e kadar şirkete döneceğimi belirten bir e-posta gönderdim. Aldığım cevap beni epey şaşırttı.

"Banu Hanım, geçmiş olsun, doktor randevularınızı akşam iş çıkışı saatlerine yakın ayarlarsanız gününüz ve işleriniz bölünmemiş olur"

Kısaca doktorumun gün içindeki tek müsait saatinin 14:00 olduğunu yazdım ve hastaneye doğru yola çıktım. Arabada giderken test sonuçları kadar kafamı kurcalayan şey, sürekli çalışkanlığını, iş prensiplerini ve sorumluluk sahibi olmasını övdükleri birisine böylesine duyarsız bir e-posta yazabiliyor olmalarıydı. Elbette gönül isterdi ki randevum saat 18:00'de olsun. Ama doktorum müsait değildi işte! Ayrıca keyfi bir durum ya da sıradan bir doktor ziyareti değil ki bu! Biyopsi sonuçlarını öğrenmem gerekiyordu. Şimdiye kadar hiç bir işimi aksatmadım, hiç bir durumu işime yansıtmadım. Yolda kafamda bir ışık yandı. Onlar için sadece köle gibi çalıştığım sürece değerliydim. Bunun başka bir açıklaması olamazdı!

Doktorum sonucun beklediğinden kötü çıktığını, operasyonla sorunlu bölgenin alınması gerektiğini söylediğinde sandalyede yığılıp kaldım. Ve hayatımda ilk defa, bir yabancının yanında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Göz yaşlarımı durduramıyordum. Kendi bedenim artık bana isyan ediyordu. Bunu da atlatacaktım, biliyordum. Ama neler oluyordu böyle? Tam bitti, kurtuldum derken öbür hastalık başlıyordu. Sonu gelmeyecek miydi? Dahası  tüm zamanımı ve enerjimi harcadığım işim için bunca fedakarlığa değer miydi? Kim için, ne içindi bu mücadele? 

Ağlamaktan şişmiş gözlerle ofise döndüğümde tükenmiş, bitkin bir haldeydim. Ne iş, ne toplantılar, ne de durmadan çalan telefonlar..  Hiç birisi gözümde yoktu. İlk defa, evet tam o anda içinde bulunduğum durum gözüme tuhaf görünmeye başladı. Yıllardır minicik altın bir kafesin içinde yaşamını sürdüren bir kuş gibiydim. Kanatlarım vardı ama uçamıyordum. Tek istediğim özgürlüğümdü. Hafiflemek ve uçmak istiyordum. Ama ruhumdaki ağırlık, içimdeki boşluk beni aşağıya çekiyordu. Uçmayı unutmuştum. Halbuki şu internette her gün okuduğum minimalistler nasılda özgür ve hafif ruhlardı. Onları okumak bile huzur veriyordu. Kimbilir o hayatı yaşamak nasıl olurdu?

..............

Operasyon tarihini ayarlamak için toplantı tarihlerine bakmak istedim. Ajandamı açtım. Ve tıpkı filmlerde olduğu gibi, ufak bir kağıt düştü içinden. Bir yerlerde okuyup not almış, sonra da ajandamın içine saklamışım. 

Şöyle diyordu:

"Gününün üçte ikisini kendine ayıramayan herkes köledir" -Nietzsche

O gece ve ondan sonraki pek çok gece düşündüğüm tek şey bu oldu. Kafesten bir çıkış yolu mutlaka olmalıydı. Kafamda türlü senaryolarla plan yapmaya başladım. Önce sakin tempoya sahip bir iş aramayı düşündüm. Ama istediğim tam olarak bu değildi. Zaten iş dediğin şey sipariş üzerine olmuyordu ve az çalışmak gibi bir kavram sadece part-time işlerde olabilirdi. Halbuki ben daha mütevazi, daha sade ve doğal bir hayat istiyordum. Kendimi bulmak, yeniden uçmayı öğrenebilmek için yüklerimden kurtulmaya, sakinliğe ve sessizliğe ihtiyacım vardı. Dahası artık İstanbul'da yaşamak istemiyordum. Hayatımda ilk defa neyi istemediğimi anladığım bir döneme girmiştim. Artık geri dönüş yoktu.

Yabancı kaynaklardan sade hayat yaşayan minimalistlerin nasıl geçindiklerini araştırmaya başladım. Hemen hepsi evden çalışabilecekleri yöntemler geliştirmişlerdi. Sanırım bunu yapabilirdim. İşler planladığım gibi gitmese bile beni bir süre idare edecek ufak bir birikimim ve minik bir yatırımım vardı.  Zaten günde yediğimiz iki tabak yemek değil miydi? Bir şekilde geçim konusunu halledecektim. Aklıma gelen fikirleri not almaya başladım. Ve bir gün, iş yerinde bardağı taşıran son damlayla birlikte kesin kararımı verdim. Operasyon tarihini beklemeyecek ve istifa edecektim.

"Aradığımız şeyde aslında bizi arıyor"

İstifa kararını verdiğim gün, belkide yıllardır beni ve hazır olacağım günü bekleyen bir evden, tamamen tesadüf eseri haber geldi. Artık o evde kimse oturmuyordu. Zamanlamanın böylesi!! Biraz tadilat gerekiyordu ama ne farkederdi ki? Daha iyisini hayal edemezdim! Kedilerim ve benim için sıcacık, yeni bir yuvamız vardı artık! Hem de aileme çok yakın oturacaktım. O gün bir kez daha anladım. Gerçekten aradığımız şeyde aslında bizi arıyor...

.............

İstifa ettim! Bunu yaparken zorlanacağımı düşünüyordum ama hiçte tahmin ettiğim gibi olmadı. Odadan çıktığımda kalbim, yeni başlangıçların heyecanıyla huzur doluydu..

Ev sahibimi arayıp durumu anlattım ve ay sonunda evi boşaltacağımı açıkladım. Bu sırada diğer evin tadilat işleri başladı. Operasyon ise çok şükür başarılı geçti. Bundan sonra sadece rutin kontroller devam edecekti.

Artık İstanbul'a veda etmeye ve sade bir hayata hazırdım!

Ama bir kaç gün sonra, sadece öyle zannettiğimi ve aslında hiçte hazır olmadığımı anlayacaktım.

Yazının devamı burada..

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

14 yorum

  1. Geçsin gitsin....uyanışların sonu ışık olsun...
    hüzünlendim çok....ama içime akıttım..malum burası bir işyeri duygulara yer yok !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hüzünlendirmek istemedim🙏🏼Geçti gitti zaten, bana çok şey katarak geçti bu sefer.. çok teşekkür ederim..

      Sil
  2. Banucum bir solukta okudum yazını..

    Çok geçmiş olsun..

    Çalışan hemen hemen herkesin şikayet ettiği, sürekli kendini sorguladığı bir sistem bu maalesef.. Ne kadar çok çalışır, ne kadar az izin alırsan o kadar değerlisin iş hayatında.. Hadi çocuk biraz daha büyüsün, hadi o olsun, bu olsun derken yıllar geçip gidiyor işte :(

    Yazının devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alev'cim, çok teşekkür ederim. Yalnız olmak benim hem şansım, hem de şanssızlığımdı.. Şansımdı çünkü bireysel, kendime göre bir hayat kurabilme imkanım oluştu. Şanssızdım çünkü bu süreçte hep çok yalnızdım, ve bunun zorluklarını da yaşadım. Etrafımda böyle her şeyi bırakıp giden, sade bir hayat yaşayan ve bana destek olabilecek kimse yoktu.. Tekrar çok teşekkür ederim, yorumun bana eski blog günlerini hatırlattı☺️🙏🏼💕

      Sil
  3. Merhaba
    Sizi 3-4 haftadır okuyorum.Yazdıklarınız çok güzel bana ilham veriyor.Kullanmadığım fazlalıkları elden çıkarmaya başladım.Ne kadar sadeleşirim bilmiyorum zaman gösterecek.Ben birşey merak ediyorum şimdi nerde yaşıyorsunuz.Sevgiler Gamze

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Gamze, çok teşekkür ederim yorumun için.. Bursa'da, dağ yolunda minik bir evde yaşıyorum artık☺️🙏🏼💕

      Sil
  4. Allah sevdiği insana güzel şeyler vermeden önce; zorluklar karşısına çıkarıp, ruhunu sıkıyor.. Ama sonu hep güzel oluyor.. Ne mutlu size ki bu keyifsiz yaşam tarzının sonu huzur olmuş...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim💕 O'nu çok seviyorum! inşallah O'nun sevdiği ve razı olduğu kullardan olabilirim🙏🏼

      Sil
  5. "modern kolelik"ten yildigim icin 6 yil once ayrildim Turkiye'den. Daha insancil yasam ve calisma sartlariydi tek istedigim. Haftaici saatlerce calismama ragmen, haftasonu da calismam beklenen, eger calismazsam kotu calisan ilan edildigim, yillik sadece iki hafta iznim olan ve o iki haftayi birlikte kullanamadigim bir sistemden kacmakti tek amacim. Cunku cok cok yilmistik Turkiye'de calistigim yaklasik 7 yilda. Sizin gibi saglik sorunlari ile de bogusmustum. Istedigim hayat kesinlkle bu degil diyerek bir is teklifi ile Avrupa'ya yerlestim.
    Soyle soyleyebilirim ki, Turkiye'de ki kolelik sistemi burada yok. Calisma ortami ve yoneticilerin yaklasimi cok daha insani, herseyden once bey/hanim hitabi yok. Toplantilarda sesler pek yukselmez bizdekinin aksine, bizde guc gosterisidir bagirmak.
    Simdi donup bakinca keske daha erken yaslarimda yapsaymisim diyorum.
    Turkiye, Amerika gibi kapitalizmin lideri ulkelerde maalesef duzen bu sekilde. Ya sizin yaptiginiz gibi bu carkin disina cikmak lazim yada farkli alternatifleri dusunmek.
    Dilerim yeni hayatiniz size mutluluk, saglik ve huzur getrsin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Aslında günümüz çalışma koşullarını özetlemişsiniz.. Ve ne mutlu şu anda huzurlusunuz🙏🏼💕Çalışmak bence dünyanın en güzel şeyi ama her şeyde olduğu gibi ölçülü ve dengeli olmalı.ve bu denge gittikçe çalışanların aleyhine bozuluyor..

      Sil
  6. Sevgili Banu öncelikle gelmiş geçmiş olsun diyorum, umarım şimdi çok çok daha iyisindir. Sevgiler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, çok şükür geçti artık🙏🏼💕

      Sil
  7. Sevgili Banu,
    Çok geçmiş olsun.Ne diyordu bilge 'hayatım altüst oldu diye üzülme;nereden biliyorsun altının üstünden daha hayırlı olmayacağını'.Sağlıkla kal.Sevgiler.

    Melike

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bilge en başından beri haklıymış aslında :)

      Sil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik