Sade bir hayat yaşamaya nasıl karar verdim? – 1

Ekim 17, 2016



Aslında bu uzun zamandır yazmayı çok istediğim ama hep ertelediğim bir paylaşım. Konu kendi yaşadığım süreci ve deneyimleri anlatmaya gelince bazen biraz tutuk olabiliyorum. Neden bilmiyorum ama o duygunun okuyan kişiye geçmeyecek olma ihtimali ya da kendimi tam olarak ifade edememe endişesinden kaynaklı olabilir. Ya da başladığım noktaya geri dönmek ve sade hayattan önce yaşadıklarımı tekrar hatırlamak istemiyor da olabilirim. Bilmiyorum. Tek bildiğim, şu anda bunu okumaya ihtiyacı olan birilerinin varlığı… Bu yazı sizin için..

Haydi başlayalım.

İstanbul’da rezidans tipi bir dairede yaşıyordum. Spor salonu, kat terası, güvenlik ve otopark gibi şehir yaşamını kolaylaştırdığına inandığım pek çok imkana sahiptim. Levent’te bir plazada, marka bilinirliği yüksek uluslararası bir şirkette, Avrupa’daki genel merkeze bağlı olarak çalışıyordum. Ama bu şirkette yaşadığım bazı ciddi olumsuzluklar, defalarca paylaşmama rağmen yıllarca görmezden gelinen, çözümlenmeyen sorunlar ve bunların birikimiyle yaptığım işin artık beni tatmin etmemesine kadar uzanan süreçle birlikte istifa edip başka bir şirkete geçtim. Artık günümün çoğunu trafikte geçiriyor, gece geç saatlere kadar fazla mesai yaparak çalışıyordum. Ama öylesine motiveydim ki bu durum bana hiç  zor gelmiyordu. Hatta tam aksine, uykusuzluk ve yorgunluğa rağmen enerjim ilk başlarda çok yüksekti. İyi bir gelirim, lüks bir arabam vardı. Evim güzel ve konforluydu. Kısaca İstanbul'da iyi yaşabilmek için gerekli imkanların çoğuna sahiptim. 

Haliyle sana rahat mı battı diyebilirsiniz.

Evet battı.

Bir akşam, saat 10 civarında işten eve döndüğümde öylesine yorgundum ki tek istediğim duş alıp uyumaktı. Ertesi sabah yine saat 6’da uyanıp maratonuma kaldığım yerden devam edecektim. Kendimi sürükleyerek yatağa uzandığımda uzun zaman önce kapağından etkilenip aldığım, başucumda duran bir kitap, okunmayı bekleyen diğer kitap yığınının üzerinden gözüme ilişti.  Elime aldım. Nasılsa bir kaç sayfasını okuyup uyuyakalacaktım. Sayfaları çevirmeye başladığımda belki de derinlemesine hiç düşünmediğim, hatta hiç kafa yormadığım bazı kelime ve ifadelerle karşılaştım. O zaman neden olduğunu anlayamamıştım ama okuduğum “sadelik” ve “fazlalık” kavramları çok içime işledi. Bir kaç sayfadan sonra uyuyakalmayı beklerken o gece “SADE” isimli kitabı bitirdim. Ertesi gün uykusuz bir şekilde işe gittiğimde, elimde koca bir fincan kahveyle ilk yaptığım şey google’da bu kelimeleri aramaya başlamak ve ilk bulduğum Türkçe yazıları bir word dosyasına kaydetmek oldu. 

Araştırmalarım sırasında bulduklarımı fırsat oldukça okumaya {bu benim için gece yatağa girince anlamına geliyor} ve kendime notlar almaya bir süre daha devam ettim. Ama sade bir hayat yaşayan insanlara olan merakım ve bu konudaki açlığım Türkçe kaynaklarla bir türlü geçmiyor, daha fazlasına ihtiyaç duyuyordum. Bu sırada iş temposu da biraz olsun hafiflemek bir yana, hızla artarak devam ediyordu. Sorumluluklarım çoğalmıştı. Hatta bazı hafta sonları evden ya da ofise giderek çalışmaya başladım.

İş yerinden erken dönebildiğım nadir akşamlarda {ki o dönem saat 20:00’de evde olmak benim için erkendi} tek yapmak istediğim sıcak bir duş alıp, bir şeyler okuyup, uyumaktı. Tüm öğünlerimi ofiste, dışarıdan yemek siparişi vererek geçiştiriyordum. Bir zamanlar hemen her gün spor yaparken, artık tek yaptığım spor beyin jimnastiği olmuştu. Arkadaşlarımla iş çıkışı buluşmak ise artık koca bir ütopyaydı. Ya toplantı uzadığı için işten çıkamıyor ve iptal ediyordum. Ya da zamanında çıksam bile trafiğe takılıp onlar mekandan kalkmaya yakın yetişiyordum. Başka bir şehirde yaşayan ailemi görmeye gitmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Epey özlemiştim. Hasret dediğin şey telefonla giderilmiyordu ki… Ama işle ilgili sorumluluk duygum ağır basıyor, uzun ve yorucu çalışma temposuna fazla sorgulamadan eşlik ediyor, adeta bir robot gibi yaşıyordum. 

Çok net hatırlıyorum. O dönemde beni rahatlatan, iyi gelen tek şey alışveriş yapmaktı. 5 dakika vaktim olduğunda, hemen telefonumdan internetteki alışveriş sitelerine dalıp sorumsuzca, hatta çılgınca alışveriş yapıyordum. Satın aldıklarım içimdeki anlamlandıramadığım, tarifi imkansız garip boşluğu sadece o gün için gideriyordu. Ertesi gün yine aynı boşluk..ve yine alışveriş.. Anlayamıyordum. Sonuçta benim de herkes gibi bir işim vardı. Daha gençtim. Elbette çok çalışmam ve daha da fazla kazanmam gerekiyordu. Sabretmeliydim. Geçecekti elbette.. İçinde bulunduğum durumu sorgulamak bile bana kendimi tuhaf biçimde suçlu hissettiriyordu. Kesinlikle tatminsiz olan bendim. Sahip olduklarım bir başkasının belkide sadece hayaliydi. Güçlü olmalı ve halime şükretmeliydim. Sonuçta bir gün emekli olduğumda harika imkanlarım olacaktı. Daha emekliliğe çok vardı ama olsun, zaman dediğin nedir ki?

Uyu, uyan, işe git, çalış, tüket!

Bu kısır döngüde ilerlerken, bir yandan tüm güçlü durma çabalarıma rağmen hızla tükeniyor, bir yandan da sade hayat araştırmalarıma devam ediyordum. Türkçe kaynaklarla tatmin olmayınca yabancı kaynaklara yöneldim. İşte tam o günlerde vücudum bazı sinyaller vermeye başladı. Sonuçta robot gibi yaşıyordum ama biyonik değildim. 

Doktorumun “biyopsi yapmamız gerekiyor” sözünü duyduğum ilk anı hatırlıyorum. Yalnızdım ve sanırım korkudan bayılacaktım. 

Yazının devamı burada..

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

24 yorum

  1. hiç bir dizininin devamı bile beni bu kadar meraklandırıp heyecanlandırmamıştı,ben de babamı kaybettikten sonra hep bişeyleri düzenleyerek rahatlama eğilimi gelişti.düzenleme videoları izlerken marie kondo,ılgın özkan gibi kanallarla karşılaştım ve sonra bloglar ve siz..bazı acılar insana çok farklı bakış açıları kazandırabiliyormuş bunu anladım,yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim. dediğiniz çok doğru, büyük değişimler aslında bazı acılardan sonra başlıyor. Bu arada başınız sağolsun, babanıza sonsuz rahmet, size sabır diliyorum..

      Sil
  2. ne kadar korkunç değilmi biopsi ve smearın adını duymak dahi :( merakla bekliyorum devamını

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimse yaşamasın.. öyle zor bir şey..

      Sil
  3. Harika bir yazı.. Yarını heycanla bekliyor olacağım.. İnanın her sabah kahveme sizin yazılarınız eşlik ediyor😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kahvene beni ortak ettiğin için çok teşekkür ederim.. ben de yazılarımı kahve eşliğinde yazıyorum :)

      Sil
  4. Kargaşa, sürekli yoğun bir tempoda olmak, sağlığımıza hiç iyi gelmiyor maalesef :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef öyle, insan bana bir şey olmaz diyor ama biyonik olmadığımız için olabiliyormuş..

      Sil
    2. bionikte olsanız bozulabilirsiniz :(

      Sil
  5. Sonu güzel bitecek hissediyorum fakat umarım bu geçiş süreci çok sancılı olmamıştır. Hep sevgi ile,,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. geçis süreci biraz zor oldu ama bittiğinde buna değdi.. cok teşekkür ederim yorumunuz için.. sevgiler..

      Sil
  6. ..takipte..bekliyorum devamını..devamlarını...tüm yazacaklarını..
    (senli benli konuşmak istedim...affola)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada biz bizeyiz zaten, dilediğin gibi hitap edebilirsin :) Sevgiler..

      Sil
  7. Uyanmak.ne güzel. Her insana nasip olmaz farketmek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim🙏🏼 Bir de farkedip korku, endişe vb sebeplerden bir şey yapamamak var.. o da zor..

      Sil
  8. Sabırla yarını bekliyorum.

    YanıtlaSil
  9. Harika ! Hem paylaştiklariniz hem de tam da bu gün blogunuzla karşilaşmiş olmam harika ! Sanirim bu bir işaret ;) Yazinizi ben kaleme almiş gibiyim -biyopsi dahil- Biraz zaman aldi ama ben de hayati sadeleştirmek adina kocaman adimlar atiyorum.Tek isteğim enerjimin , heyecanimin bitmemesi ve bu yolda yalniz olmadiğimi görebilmek. Sizi ilgiyle takip edeceğim ,sevgiler !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu bana.. bu yolculuğa ilk başladığımda yapayalnızdı, şimdi hiç öyle hissetmiyorum🙏🏼Hepsi sayenizde oldu..

      Sil
  10. Gercekten suanki universite maratonum diyebilirim. Blogun harika! yazilarina bizi bilgilendirmeye devam et lutfen yarinki yaziyi dort gozle bekliyorum.Hayatimin anlaminin farkina para pulun bos olduguna suan 19 yasinda farkinda oldum. Umarim hep mutlu olursun sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim🙏🏼Ne mutlu böyle farkında ve bilinçli bir gençlik var artık.. sevgilerimle💕

      Sil
  11. Merhaba galiba sadeleşmek ve sakinleşmek isteyenler olarak yalnız değiliz. Sade kitabını okuduğum günden beri düşündüklerimi ve yapmaya çalıştıklarımı hayata geçirmişsiniz. İstanbul'da kalıp, hayatı değiştirmeden eşyaları azaltarak başladım, çok yol alabilmiş sayılmam ama ilham vermeye devam edin lütfen, devamını takipteyim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, öncelikle çok teşekkür ederim. İstanbul'da da, yani şehirde de sade bir hayat yaşamak mümkün. Daha zor bir olacaktır, ama zoru başaracağınız için tatmin duygusu kat kat daha fazladır emin olun. Sadelikle..

      Sil
  12. Blogunuza hayran kaldim. Yazilari tek trk okuyacagim. Biz de esimle yillar önce radikal bir kararla ormanin dibine yerlestik hic pisman olmadik. Sevgiler 😊

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik