Durum Güncellemesi : 4 ay nasıl geçti?

Ekim 21, 2016


Bloguma ilk yazımı eklediğim tarihin üzerinden yaklaşık 4 ay geçmiş. Yani tam 4 aydır sade bir hayat yaşamaya çalışıyorum. O zaman bir durum güncellemesi yapmanın tam zamanı! 

Nerede kalmıştık? 

Ah evet, işte o kapıdan içeri girdim. Ve bence asıl şenlikli hikaye ondan sonra başladı. 

Temizlik, eşyaları yerleştirme, devam eden ufak tadilat işleri derken ilk günler nasıl geçti zaten pek anlamadım. Sabahın erken saatlerinde uyanıyor, tüm günü koşturmacayla geçiriyor, akşamları da yastığa kafamı koyar koymaz yorgunluktan bayılıyordum. Dürüst olmak gerekirse, İstanbul'dan taşınmadan önceki günlerde yaşadığım panik ve endişeden eser kalmamıştı. Moralim, heyecanlarım, korkularım, motivasyonum.. tüm duygular tam kıvamındaydı. Hepsinden olması gerektiği kadar, ne eksik ne fazla. Ama o ilk günlerde, bir de şöyle bir şey oldu. Yani bir şey değilde bir his diyelim. Sanki hep en başından beri buradaydım. Her şey çok tanıdık. Ama aslında tabi ki değildim. Bazen ben bunu yaşamıştım galiba diyorum, zorluyorum ama asla öyle bir şey olmadı, eminim.. Belki de daha kolay alışabilmemi sağlamak için zihnimin o dönemde bana yaptığı bir oyundu bu... Sağolsun, ilk  günlerimde pek iyi geldi.

Acaba nereden başlasam?

Sade bir hayat tarzı ve minimalist felsefe ilgili öğrendiklerimi bir yap-boz'un (ama öyle 500'lük filan değil, böyle 2500'lük kallavi bir yap-boz'un) parçalarına benzetsem teşbihte hata yapmış olmam sanırım. Evet, hepsi böyle minik yap-boz parçaları gibi duruyordu zihnimde.

İlk günlerde neyi nereye koyacağımı, hangi parçadan başlayacağımı bir süre bilemedim. Keşke diyorum, birisi elime bir minimalizm rehberi tutuştursa ve adım adım nasıl ilerlemem gerektiğini tarif etse..

Tabi ki öyle bir şey olmuyor ve iş yine bana düşüyor. Hadi diyorum, önce yine en kolayından, yani eşyalardan başla. Bir yerde okuduğum cümleleri hatırlıyorum. Şöyle diyordu.. Fazla eşya tıpkı gürültü gibidir. Onlardan kurtulmadıkça, yani zihnimizi dağıtan o gürültü ve karmaşayı dindirmedikçe diğer sesleri duymak ya da farketmek neredeyse imkansızdır. Belki diyorum, ancak o zaman o sesleri ben de duyarım.

Zaten eşyalarımın bir kısmından İstanbul'dan taşınmadan önce kurtulmuştum.

Ama bu eşyaların ne kadarı fazlalık acaba? İşte tam bu noktada abartmaya başlıyorum.

Verdikçe veriyorum. Resmen bundan zevk alıyorum. Bir nevi hobi gibi yani. Ev zaten nohut oda, bakla sofa! Bu hızla gidersem muhtemelen 1-2 hafta sonra boş bir odada, incecik bir şiltenin üzerinde uyuyor olacağım. Hemen silkeleniyor ve yavaşlıyorum. Ve bu süreçte, yani tüm yaz boyunca sadece şunları alıyorum. 

Peki ya hiç bocaladığım anlar olmuyor mu?
Olmaz mı?

Mesela sabah'ın 5'inde horoz ötmeye başlıyor.
Hani hayalimdi bu? 
Başlıyorum söylenmeye.
Ben söylendikçe horoz daha çok bağırıyor.

Gün içinde verimli program yapmak konusunda zorlanıyorum.
Yani şu evden çalışma konusunu tamamen yanlış anlıyorum. 
Bazı günler sabah 9'da bilgisayarın başına oturup, gece yarılarına kadar debeleniyorum.
Eee, hani kendime ve sevdiklerime daha çok zaman ayırmak için istifa etmiştim?

Tavuklar yumurtluyor.. Al sana organik yumurta!
Ama yok, onları toplarken elimdeki kırmızı ojeye takılıyor gözüm.
Egom dile geliyor... Sen bunlarla uğraşacak kadın mısın ??

Sonra bazı akşamlar whatsapp grubuna bir resim düşüyor.
İstanbul ekibi toplanmış, keyifler şahane!
Tam o anda, orada, onlarla olmak istiyorum.
Ama orada yaşamak istemiyorum..

............
............

Hani az önce eşyalardan başladım demiştim ya. Madde anlamında hafifledikçe, evim ferahladıkça zihnimdeki bulanıklıkta yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. Zamanla bocaladığım konular azalıyor. Tam olarak tarif etmem çok zor. Bu duyguyu mutlaka yaşamanız lazım. Adeta algılarınız açılıyor ama bu biraz sancılı oluyor. Mesela sade bir hayat yaşayanlar hep bu netlik kazanma durumundan bahsediyordu. Ama ben olabileceğine, en azından onu hissedebileceğime hiç ihtimal vermiyordum. Böyle bir şey gerçekten varmış.

İşte tam bu zamanlarda dostlarımdan, ailemden uzaklaştığım, sadece yalnız kalmak istediğim bir içsel sorgulama dönemi başlıyor. Yürüyüşe gitmek dışında evden dışarı hiç çıkmıyorum. Davetlere katılmıyor, beni ziyaret etmek isteyenleri de çeşitli bahanelerle geri çeviriyorum. Telefonda da çok az ve öz konuştum diyebilirim. Acaip iyi odaklanmıştım ve bu büyünün bozulmasını istemiyordum. Neyse ki herkes bana çok anlayışlı davrandı. Ya da bu hatun deliriyor, uzak duralım demişte olabilirler. Seviyorum onları. 

O dönemde sürekli okudum, notlar aldım ve bol bol düşündüm. Neler düşündüğümü tek tek derinlemesine anlatmak istemiyorum ama genel olarak sade bir hayata neden bu kadar çekildiğimi, egolarımı, hırslarımı, geçmişimi, zayıf yönlerimi, gelecekte nasıl bir hayat istediğimi, ilişkilerimi ve önceliklerimi sorguladığımı söyleyebilirim. 

Ve biraz sancılı da olsa bu süreç, yani yalnız kalma ve uzaklaşma isteğim bir gün kendiliğinden sona eriyor. Nasıl anladın diye sorsanız söylemem. Tarifte edemem. Ama hissettim {ya da canım sıkıldı bilemiyorum} ve tekrar insan içine çıkmaya başladım.

Sosyalleşmeye geri dönüşümle birlikte bu seferde herkese karışma ve nasihatlar verme dönemim başladı. Biraz kendimle kaldım, bir şeyler okudum, öğrendim ya, adeta minimalist yaşam koçu oldum! Kendimi durduramıyorum.

Alışveriş yapma! 

Sende o elbisenin benzerinden yok muydu?

Buna ihtiyacın var mi? 

Offhh biraz evini düzenlesene..

Aman bir bitmedi seninde şu sorunlu hallerin demeyin. Kolay mı yılların alışkanlıklarını değiştirmek? Bir gecede olmuyor. Bazen saçmalıyorsun, bazen kayboluyorsun. Ama bir şekilde yolunu buluyorsun. Baktım etrafımda kimse kalmayacak, kim ister sürekli her şeye karışan bir arkadaş? Banu dedim, sen ne yapıyorsun?  Önce git kendi hayatını düzelt, yaşantın örnek olsun. Sonra bunu görünce insanlar merak etsin, sorsun, öyle anlat. Daha bir arpa boyu yol gidememişim, üstüne bir de herkese nasihat veriyorum. 

Bu konuda da kendimle mutabık kaldıktan sonra sakinleştiğim, durulduğum döneme adım attım diyebilirim. Artık dostlarıma alışverişlerinde rahatlıkla eşlik edebiliyor, evleri, eşyaları konusunda asla yorum yapmıyorum. 

Peki tüm bunların dışında eski hayatıma göre neler değişti? 

  • Gece erken yatıp sabah çok erken, hatta 5 gibi alarmı kurmadan uyanıyorum. 
  • Artık günde sadece iki öğün beslenerek aralıklı oruç tutuyorum.  
  • Paketlenmiş, hazır gıdalardan uzak duruyorum. Bazı pazarda satılan ürünleri de satın almayı tamamen bıraktım, bahçeden geliyor çok şükür. Bir arada evde yapabileceğim doğal ürünlere sardım ama orayı şimdilik geçiyorum. Sonra detaylı anlatırım. 
  • Yanımda bez çanta taşımayı alışkanlık haline getirdim. 
  • Tüketim alışkanlıklarım inanılmaz değişti. Otomatik bir refleksle hemen her şeyi sorgular oldum.
  • Televizyonum hala var. Film izlemeyi büyük ekranda tercih ettiğim için şimdilik tutuyorum.
  • Genelde evde vakit geçirmeyi seviyorum. Kendime yapacak bir sürü iş buluyorum. Örgü örüyorum. Video'larını izleyerek yeni yemek tarifleri deniyorum. Kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini unutuyorum. 
  • Bir sürü (rakam vermek istemiyorum) kedim var. Onlarla ilgilenmek zaten başlı başına bir mesai!
  • Bu arada hala makyaj yapmaya devam ediyorum ve oje dahi sürüyorum. Yani o konularda henüz çok sade olamadım! Ama bir ürün bitmeden farklı marka vb asla almıyorum. Hepsinden birer tane var. 
  • Bulaşıklarımı elimde yıkamaya başladım. Ev temizliğinde ise arap sabunu favorim!
  • Eşyalarla aramdaki ilişkiyi, bana hissettirdiklerini ise hala sorgulamaya devam ediyorum. 
Bu maddeleri daha da çoğaltabilirim, zaten bir kısmından da blogumda zaman zaman bahsetmiştim.

Gelelim esas konuya..

Peki ruhsal ya da düşünsel anlamda sade bir hayat bana neler kattı?

Bir kere eski halime göre daha sakin, dingin ve huzurlu hissettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Doğaya yakın yaşıyor olmamın da etkisi büyük tabi. Mesela sabah erkenden uyanıyorum. Elimde kahvem. Bahçeye çıkıyorum ve etrafı seyrediyorum. Hatta böcekleri, kuşları dinliyorum. Doğanın hiç bir şey için acelesi yok. Her şey birbiriyle öylesine bir uyum ve denge içindeki. Bu ahenk beni mest ediyor. Ve ister istemez sakinleştiriyor. İstemediğim bir durumla karşılaştığımda hep bunu düşünüyorum. Akışına bırak ve korkma.. Ölümden başka her şeyin çaresi var... Ben bunları kendine telkin edebilen bir insan değildim. Evet, zorluklar karşısında çok güçlü durduğum zamanlarım oldu ama içten içe kendimi yer bitirirdim. Şimdi içimde, dışımda daha farklı bir "teslimiyet" halinde. Elinden geleni yap, dua et ve akışına bırak...

İnsanlara "hayır" deme konusunda sıkıntılarım vardı. Zamanında bu yüzden kendimden çok verdim. Fazla fedakarlıkta bir çeşit fazlalık aslında. Artık bu kelimeyi daha rahat kullanabiliyorum. O anda canım istemiyorsa, net ama nazik bir şekilde hayır diyorum. Ve inanın böyle yaptıkça herkes sınırlarınızı öğreniyor ve durması gerektiği yeri çok iyi biliyor. Bunu nasıl yaptın diye sorsanız sanırım önceliklerimi belirlediğim dönemde başlayan bir alışkanlık oldu diyebilirim. Benim ilk önceliğim kendi hayatım. (İlişkilerde sadelikle ilgili bir yazı yayınlamak istiyorum, bu konudan orada detaylı şekilde bahsediyor olacağım)

Aşırı hırslı bir insandım. Her şeye çok çabuk sinirlenir, hemen parlardım. Çok sever, çok üzülürdüm. Hep uçlarda yaşadım, ya siyah, ya beyaz.. Gri duygularım olmadı hiç. Şimdilerde bakıyorum da bu konuda da baya yol katetmişim. Tabi stresli bir hayattan uzak durmanın da büyük etkisi var. Eskiden çok sinirleneceğim durumlara şimdilerde gayet sakin tepkiler veriyorum. Ya da aşırı hırslarımdan eser kalmadı. Her insan gibi benim de bazı hedeflerim var elbette, ama artık daha yavaş ve biraz daha teslimiyet içinde ilerliyorum. 

Ego'mu soracak olursanız {keşke sormasanız} onunla olan mücadelem hala devam ediyor. O da aynı benim gibi geveze, hiç susmuyor. Ama hakkını yiyemem, eskisi kadar huzursuz etmiyor. Galiba birlikte yaşamayı öğreniyoruz.

Hala üzerinde çok düşündüğüm ve henüz olmadığımı hissettiğim konular ise epey fazla. Mesela haddimi bilmek, daha az konuşmak, daha çok dinlemek, incitmemek ve incinmemek ve zamanı daha iyi yönetebilmek.. Bunlar ilk aklıma gelenler..

.........

Şimdiye kadar bahsettiklerim son 4 ayda yaşadıklarımın genel bir özeti. Daha neler oldu neler... Ben de maceralar bitmez.

Ama hep söylediğim bir şey var. Zaten asıl vurgulamak istediğim konu da bununla ilgili.

Sade bir hayatın elinize verip, hadi uygulayın diyebileceğim bir reçetesi yok. Evet bazı sınırları, belli başlı öğretileri var. Ama bunlara kendi malzemelerimizi karıştırıp, bize  en iyi gelecek olanları deneme-yanılma yöntemiyle keşfetmeliyiz. Böyle bir hayat bana iyi geliyor olabilir, ama bir başkası bir apartman dairesinde oturmayı seviyordur belki. Ben tam bir ev kuşuyum, bir başkası seyahat etmeye bayılıyordur. Benim gel-git'lerim çok, siz belki bunları hiç yaşamayacaksınız. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sadece şunu düşünün. Söz konusu olan kendi hayatınız ve mutluluğunuz. Öyleyse, eğer gerçekten sade bir hayat yaşama arzusu ve ihtiyacı içindeyseniz, bunu kendi malzemelerinizle yapmaya çalışın.

.........

Yazının başında bahsettiğim yap-boz tabi ki hala bitmedi. O kapıdan içeri girdikten sonra da hemen gül bahçesine düşmedim. Ama sade ve doğal bir hayat tarzının insan fıtratına en uygun yaşam biçimi olduğunu savunabilecek kadar iyi hissediyorum kendimi. Huzurluyum diyebildiğim anların sayısı artık çok fazla. Halbuki eskiden sadece kitaplarda okuduğum bir kelimeydi "huzur".

Evet, hala bazen yanlış yere yanlış parçaları koyuyorum. Bazen de hemen olsun istiyorum, olduramıyorum. Ama tüm bunlara rağmen hayatımı değiştirebilmem için sunulan bu fırsata, kanatlarımın varlığını  hatırlatıp beni o kafesten kurtulup uçmaya zorlayan insanlara ve tüm yaşanmışlıklara her gün, her saniye şükrediyorum.

İyi ki karşıma çıktınız.
İyi ki beni,  dayanamayacağımı farkettiğim o son noktaya kadar zorladınız.
Artık özgürüm.
Ve bu özgürlüğümü size borçluyum.

Sadelikle..

Bu Yazıları da Sevebilirsiniz

29 yorum

  1. Sevgili Banu
    Yazılarını merak içinde bekliyor ve okuyorum,yüreğini böylesine bizlere açman,tüm yaşadıkların ilham verici...kocaman sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.. bu yolculukta yalnız değilim artık.. iyi ki varsınız..

      Sil
  2. Merhaba Banu,
    yeni keşfettim sanırım blogunu... Sabahları ilk iş bir şey yazdı mı acaba diye bakıyorum :) İlham veren hikayeni okumak çok keyifli.

    sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzla mutlu oldum, içimi tarifi imkansız bir sevinç kapladı.. bana bu duyguları yaşattığınız için çok teşekkür ederim..

      Sil
  3. yine muhteşem bir sabah yazısı... demiştim size 'sayenizde kendi içime yolculuk yapıyorum'diye.. yolculuğa devam sayenizde. sevgiler. Bahar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Bahar, çok teşekkür ederim. Aslında tüm yolculuklar hep içimize, özümüze doğru..ve ben de sayenizde artık hiç yalnız olmadığımı, benzer yolculukları yaşayanların da gücünü ve desteğini hissedebiyorum. Sonsuz teşekkürler

      Sil
  4. Günaydın,

    Sanırım bunu sık sık söyleyeceğim; benim yaşadığım halleri anlamlandırmama yardımcı oluyorsun. Ufkumu açıyorsun. İyi ki yazıyorsun :)

    Çok sevgiler...
    Fahrizmirli

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi ki varsın.. çok teşekkür ederim. O halleri hep yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz aslında.. ama ne mutlu ki artık yalnız olmadığımızı hissedip farketmeye başlıyoruz🙏🏼💕

      Sil
  5. Banum;her sabah okuyorum okudukca agliyorum agladikca aciliyorum.Kendimi goruyorum bazi satirlarda bende yapabilirmiyim diyorum.Arinmaya calisiyorum calistikca beynim surekli konusuyor
    susturmaya calisiyorum yookk olmuyor derken seni okuyorum okudukca agliyorum agladikca aciliyorum.Velhasil iyi geliyorsun.sadelikle kal...zahide

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zahide'cim, can'ım.. her şey güzel olacak buna inan.. bazen düşüyoruz, bazen kalkıyoruz.. ama bir şekilde hep yolumuzu buluyoruz. Tevekkül et, teslim ol kuzum, her şey aslında daha iyisi için değişiyor buna inan lütfen..o içindeki ses susmasın, bırak konuşmaya devam etsin.. bir süre sonra sana öyle şeyler söylemeye başlayacak ki, önüne çok güzel kolaylıklar serilecek. Seni çok seviyorum💕

      Sil
  6. sabah erken kalkmayı ben de hep isterdim ama bi türlü uygulayamazdım ta ki Barış Özcan'ın 40sabah erken kalk videosunu izleyene kadar.sade yaşamı araştırma sürecindeyim ve bu süreçte alıştığımız şekilde aceleye getirilemiyor.etrafımdaki eşya karmaşasının farkındayım fakat neyi atsam neyi tutsam işine girişince bazen bunalıp geri el çekiyorum açıkçası,ben de zamana bırakıyorum.bu süreçte motive ettiğiniz için sonsuz teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Acele etmemek, sindirerek adım adım ilerlemek aslında uzun vadede daha kalıcı sonuçlar doğuruyor. Doğa'da hiç bir şeyin acelesi yok, her şey mükemmel bir uyum ve ahenk içinde.. işte bu uyuma adapte olursak ancak su akıyor, yolunu buluyor.. sadelikle..

      Sil
  7. Merhaba Banu :) ego ile ilgili bir sır vereyimmi sevmediğin insanlarla göz temasına geçme ama asla onlara kötü davranma hatta sana kötülük yapanlara güzellikle cevap ver kıyafetlerini vermiş kadar rahatlıyorsun, ojelerine gelince namaza başla ozaman silmek zorunda kalıyorsun aa birde sana arınman içsel yolculuklarında yücelmeni sağlayan 2 şarkı yolluyorum gözün kapalı dinle

    https://www.youtube.com/watch?v=HMgVN8EctdI

    https://www.youtube.com/watch?v=2ZpXPwmbQvc

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu akşam dinleyeceğim bu şarkıları :) çok teşekkür ederim. Egom da aslında başkalarından ziyade benimle uğraşıyor.. yani bazen yaptığım şeyleri küçümsüyor, kendini yüceltiyor ve büyükleniyor..

      Sil
    2. Benim bir arkadasım vardı her namaz kılışından sonra tekrar sürerdi ojeyi :)

      Sil
  8. aslında istediğimiz ama bir türlü başaramadığımız şeyler bunlar fıtartımız ruhumuz bunu istiyor çünkü Allah bizi bu şekilde yarattı ama dışardan etkenler fıtratımızı bozdu ama ruhumuz tamda bu hayatı istiyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Biz de doğanın bir parçasıyız ama çok uzaklaştık, uzaklaştırıldık.. arayışımız aslında hep o doğallığa ve sadeliğe doğru.. özümüz orada saklı.. sadelikle..

      Sil
  9. Yine harika yazmışsın Sevgili Banu.. Yazını gözlerim dolu okudum.. Benzer şeyleri farklı şekillerde yaşamışız.. 'Sade ve doğal yaşam insan fıtratına en uygun hayat tarzı' işte bütün mesele bu.. Bu şekilde yaşadığımız zaman ego,hırs,gel-git ler hepsi usulca bizi terk etmeye başlıyor.. Şahsen şuan olaylar karşısında verdiğim tepkilere ben bile şaşırıyorum��. Okuduğun kitaplarıda arada bizimle paylaşırsan çok sevinirim.. Bizi ihya etmeye devam et lütfen��

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Aslında hepimiz farklıyız ama özümüzde çok benziyoruz.. ne mutlu bana ki artık bu yolculuğumla ilgili yaşadıklarımı her anlattığımda ben de yalnız olmadığımı daha çok hissediyorum. Sadelikle

      Sil
  10. Sevgili Banu,
    Çok net bir yazı..Aktarımlarının ölçülü oluşu ve esas noktaya dem vurması ne naif.Çok bilgilendirici bir yazı.Teşekkür ederim sana.Bende akan hayatın satır aralarında yer alan cümleler şöyle olacak sanırım;2 ay sonra geçireceğim ameliyatın ciddiyetinden ötede taşıdığım 'hüsnüzan'ın verdiği teslimiyet hali.
    Hayatım cebime bir hatırlatma notu sıkıştırmıştı 20'lerimde. Okumak ve idrak etmek 30'larıma nasip oldu.İdrakımın özeti şuydu; yaşadıklarımız, paralel evrenlerimizin 'an'larımıza sıçramış tezahürlerinden başka bir şey değildir.
    Sevgiyle.
    Melike

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle çok geçmiş olsun, bir an önce sağlığınıza kavuşmanızı dilerim. 30'lu yaşlar ne güzel değil mi? 20'lerde okuyoruz ama öğrendiklerimizin etkisi çabuk kayboluyor, 30'larda ise farkındalığımız artıyor ve nasıl bir hayat istediğimizi daha çok sorgular oluyoruz.. Sadelikle..

      Sil
  11. Merhaba Banu çok taktir ediyorum seni.
    Bu yolculukta inişler var yıkışlar var bazen pes etmeler ama hep tekrardan başlama gücü bulalım yeter
    Bende seviyorum "az"ı az eşyayı,az tüketmeyi
    Bana bu yolda en büyük rehber inanç oldu,namaz kılmak,ve dinimizin bizden istediği ögütler esasında.
    modern hayat detox öneriyor oruç yeter,pilates hareketleri namaz ile benziyor,gülümsemek sadaka vs vs...liste çok uzun...
    bende kapitalist sistemin şuan tam ortasındayım,istanbulda ve kariyer adı altında birbirimizi hergün üzdüğümüz o iş hayatındayım.
    birde yıllar önce brad pitt'in dövüş kulubunu izlemiştim oda beni çok etkilemişti."Sen ikeadan aldığın koltuktan ibaret değilsin" sözü aklımda hep.
    Herseyden az ve öz olsun diyorum.
    Yazıların çok kıymetli sen hep yaz.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.. sizinde yorumlarınız benim için çok kıymetli.. her kelimesini özenle okuyorum. Bu yolculukta bana ışık tutuyor, ve hep tekrar bazı şeyleri sorgulamamı sağlıyor..

      Sil
  12. O kadar samimi bir yazı olmuşki okurken kimi zaman kendimi buldum diyebilirim.. sanırım en zoruda insanın kendi iç dünyasındaki can sıkıcı sesleri susturabilmesi..iyiki varsın senin çıkmış olduğun bu yolculukla birlikte bizlerinde ihtiyacı olan ve seninle birlikte öğreneceğimiz çok şey var..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ben de sizlerden o kadar çok şey öğreniyorum ki.. Bir kere, en önemlisi, yalnız olmadığımı hissediyorum..

      Sil
  13. Sevgili Banu ne güzel yazmışsınız.
    Artık makyaj malzemelerimin çokluğundan midem bulanmaya başladığı, onları koymak için daha çok makyaj kutusu aldığımda sizi keşfettim.
    Sinirlenme konusunda çok haklısınız. Ben de herşeye çabuk sinirlenir oldum. Sizin yazılarınız bana unut veriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizinde yorumlarınız bana ışık tutuyor.. aslında ne kadar farklı ama özümüzde bir o kadar aynı olduğumuzu hissettiriyor..çok teşekkür ederim..

      Sil
  14. Merhaba..
    Yazılarınızı severek ve merakla okudum gayet akla yatkın bir yaşam olduğunu hızla düşünüyorum bir çok şeyi aslında ucundan da olsa yaptığımı ve bunları zamanla çoğaltmam gerektiği kanaatine vardım.Yazılarınız için teşekkür ederim.
    Bunun yanı sıra kullandığınız arap sabunu markasını bilmiyorum ama şu yazıyı okursanız belki daha fazla değişikliğe gitmek istersiniz.

    http://www.fermentemutfagim.com/2016/01/evde-arap-sabunu-yaptm.html

    sadelikle.. :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

E-mail ile Abonelik